8 Temmuz 2010 Perşembe

MESCİD-Mescidi HARAM’dan Mescidi AKSA’ya MİRAÇ-MESACİDİ SEB’A(7 aza)ve BURAK: MESCİD, bir mekân ismi. Bir insanın ibadeti huzurda bedenen veya HER BİR UZVUNUN ADINADA MESCİD denir. Bu huzuri mescide SANA GELEN İLAHİ İLİMLERİN SENİNLE OLUŞU UZVİYETLERİN SENDE CEM OLUŞLARI ONLARIN MESCİTLERİDİR. Buyrulur”İnsanda olan mescid kendisi ile secde edilen 7 letaifi iğzadan ibarettir. Bu topluluğa BEYTÜL MAMUR’da denilir. Kalbi letaife(kalbi mümine arşullah)hitabıyla”Kalbe gelenler bütün iğzayı bedenimi kuşattığı halde miracı letaifi bölgeleride senlendirmesi ve alemi itikadımızdaki inanış imanımın alemi ilmime ve kalemime teaküsü ile uruci başka alemlere vusuli SÜBHANELLEZİNİN havlinde mübarek bir ayet oluşudur. Ayet”bir şeyin vücuduna alamet olan şey’i diğer demektir”buyrulur. Demek olduki KALBE GELEN KALEME GELDİMİ AYETTEN oluşu KUŞKU GÖTÜRMEZ! Mastar ya da ismi mekan. Mastar olursa kulun huzurda ibadetle mükellef olan tüm uzuvlarının adına itlak olunur fakat mekan bakımından mescit Kabeyi mükerremeden peygamberimi-zin nisbet rüyetle gözlerden uzak fakat alemi şuhudda bulunan MESCİD-İ AKSA’dır ki beyti mukaddes demektir.
O MESCİD öyle BİR ALEMDİR ki orada HERKESE KENDİ NAZARI, HİSSİ VİCDANI NİSBETİNDE İLİMLER İRAE OLUNUR. Elbette MAKAMIN FEVKİNDE olanlar, MÜŞAHEDE-NİN FEVKİNDE BİR İLMİ ŞUHUDİ ve bir RÜYET VÜCUDU ile MÜŞAHİTTİRLER. Amma İNSANDA olan MESCİD KENDİSİ ile SECDE EDİLEN 7 AZADAN İBARET BEYTÜL MAĞMUR. KALP gibi İNSANA BİR MÜNASEBETİ, AMMESİ olan MESCİTTİR. Kalbin ümranı dimağdır, harap ola-maz. Buna mescid denildiği gibi ARŞI AZAM’da denir. Mescidül haram insanda kendisini 2 emir yanın da tutan şeydir. Birçok ayeti kerimede”fenzir ve keyfe …” nazarlar bu kabildendir, öyle ise GÖZ MESCİTTİR. Mescid, mastar veya ismi mekândır. Her şey İNSAN' dan ZUHUR ETTİĞİNE göre MEKAN veya MESCİDİ İNSAN KENDİ ÜZERİNDE BULMASI ile SECDESİNİ YAPACAĞI ŞÜKRANİYETİDİR. İVe ihya edilmiş Allahın evidir İnsan kainata zuhuru ile bütün zerreati oluşum kainat ile BEYTÜL MAĞMURDUR, alakadardır. Zerreattan maksat soyut somut kuantik ve daha ötesi bütün kurguların kurucusudur. Oda ziyayı vücut insandır. Letaiflerinle kendini bu haleti yaşantındaki bindiğin iştiyaki zevkinle olki, gökleri ayağına getiresin. İsra ayeti subhaniyesindeki, kendinizin iktidarı nisbeti tesbihi zikri Hamdi letaifinde Mescidi aksanın etrafını(havlini)mübarekleyerek yakine ilka edecek bazı subhani ayetlerle miracı insana belirler.
SIR: MESCİD veya MESCİDİ AKSA FİZİK BEDENDE LETAİFLERİ ile OLUŞUR. İşte bu ANLAYIŞ ZEVKİ SEZİŞE giren ZAT Hz.Muhammedle GÖRÜR, ONUNLA İŞİTİR. Onun için LEY(gece), URUCİ YÜKSELİŞ KUR ’an TARİFİNDE MESCİDİ AKSA ve MESCİDİ HARAM ifadesi bulurki YAKİNİ olan KİŞİLER BUNLARI kendi VÜ
MESCİD-Mescidi HARAM’dan Mescidi AKSA’ya MİRAÇ-MESACİDİ SEB’A(7 aza)ve BURAK: MESCİD, bir mekân ismi. Bir insanın ibadeti huzurda bedenen veya HER BİR UZ-VUNUN ADINADA MESCİD denir. Bu huzuri mescide SANA GELEN İLAHİ İLİMLERİN SENİNLE OLUŞU UZVİYETLERİN SENDE CEM OLUŞLARI ONLARIN MESCİTLERİDİR. Buyrulur” İnsanda olan mescid kendisi ile secde edilen 7 letaifi iğzadan ibarettir. Bu topluluğa BEYTÜL MAMUR’da denilir. Kalbi letaife(kalbi mümine arşullah)hitabıyla”Kalbe gelenler bütün iğzayı bedenimi kuşattığı halde miracı letaifi bölgeleride senlendirmesi ve alemi itikadımızdaki inanış imanımın alemi ilmime ve kalemime teaküsü ile uruci başka alemlere vusuli SÜBHANELLEZİ' NİN havlinde mübarek bir ayet oluşudur. Ayet”bir şeyin vücuduna alamet olan şey’i diğer demektir”buyrulur. Demek olduki KALBE GELEN KALEME GELDİMİ AYETTEN oluşu KUŞKU GÖTÜRMEZ! Mastar ya da ismi mekan. Mastar olursa kulun huzurda ibadetle mükellef olan tüm uzuvlarının adına itlak olunur fakat mekan bakımından mescit Kabeyi mükerremeden peygamberimi-zin nisbet rüyetle gözlerden uzak fakat alemi şuhudda bulunan MESCİD-İ AKSA’ dır ki beyti mukaddes demektir.
O MESCİD öyle BİR ALEMDİR ki orada HERKESE KENDİ NAZARI, HİSSİ VİCDANI NİSBETİNDE İLİMLER İRAE OLUNUR. Elbette MAKAMIN FEVKİNDE olanlar, MÜŞAHEDE-NİN FEVKİNDE BİR İLMİ ŞUHUDİ ve bir RÜYET VÜCU-DU ile MÜŞAHİTTİRLER. Amma İNSANDA olan MESCİD KENDİSİ ile SECDE EDİLEN 7 AZADAN İBARET BEYTÜL MAĞMUR. KALP gibi İNSANA BİR MÜNASEBETİ, AMMESİ olan MESCİTTİR. Kalbin ümranı dimağdır, harap olamaz. Buna mescid denildiği gibi ARŞI AZAM’da denir. Mescidül haram insanda kendisini 2 emir yanın da tutan şeydir. Birçok ayeti kerimede”fenzir ve keyfe …” nazarlar bu kabildendir, öyle ise GÖZ MESCİTTİR. Mescid, mastar veya ismi mekândır. Her şey İNSAN' dan ZUHUR ETTİĞİNE göre MEKAN veya MESCİDİ İNSAN KENDİ ÜZERİNDE BULMASI ile SECDESİNİ YAPACAĞI ŞÜKRANİYETİDİR. İhya edilmiş Allahın evidir İnsan kainata zuhuru ile bütün zerreati oluşum kainat ile BEYTÜL MAĞMURDUR, alakadardır. Zerreattan maksat soyut somut kuantik ve daha ötesi bütün kurguların kurucusudur. Oda ziyayı vücut insandır. Letaiflerinle kendini bu haleti yaşantındaki bindiğin iştiyaki zevkinle olki, gökleri ayağına getiresin. İsra ayeti subhaniyesindeki, kendinizin iktidarı nisbeti tesbihi zikri Hamdi letaifinde Mescidi aksanın etrafını(havlini)mübarekleyerek yakine ilka edecek bazı subhani ayetlerle miracı insana belirler.
SIR: MESCİD veya MESCİDİ AKSA FİZİK BEDENDE LETAİFLERİ ile OLUŞUR. İşte bu ANLAYIŞ ZEVKİ SEZİŞE giren ZAT Hz.Muhammedle GÖRÜR, ONUNLA İŞİTİR. Onun için LEY(gece), URUCİ YÜKSELİŞ KUR ’an TARİFİNDE MESCİDİ AKSA ve MESCİDİ HARAM ifadesi bulurki YAKİNİ olan KİŞİLER BUNLARI kendi VÜCUDUNDA BULUR(Letaifi kalple, letaifi ruh bölgeleridir). Sizde bu oluşum bir ayeti olay olduğundan ”linuriyehu”. Bu kur’ani kelimeden istifade, GELECEKTE BİR AYETİN SENDE BELİRLENMESİNE seninle Hz. resul muntazırlardır.”ve sahhareleküm mafissemavati vel arz”ayeti ile olursan bu LETAİFİ BEDEN-LERDE Kİ DUYUŞLARA SEMA OLAN BEDENİNDE, YAZMAYA SEMA OLAN LİSANDIR.
SIR: ”Veiz aheze”ile yani MUHAMMEDİ MİRAÇLA, BEDENİ LETAİFLERİNLE MİRACİ YOLUN taa ZATÜL BAHTE ulaşmasında, MİRACİ GÜNLERE BEDENİ LETAFETİNLE BAK! Ve geceleri BAKİ SALATI TEVECCÜ-HÜN yani HAKİKAT NAMAZKİ buna LİSANI İLAHİDE”nübüvveti mutlaka”denir. BÜTÜNİ İNSANLIĞIN yani NÜFUSU KÜLLİYENİN(AYIN-İnsanların ruhi alemdeki topluluğu)MİRACI MUHAMMEDİYEYE TEVECÜHÜNDE NÜBÜVVETİ MUTLAKAYA ERMİŞ OLASIN! İşte bu yöneliş TEVECCÜHÜNDE, MESCİDİ VASFIN seni MESCİDÜL AKSADAN, MESCÜDÜL HARAMA NÜZÜL ETTİRMEKTEKİ HALİN LETAİFLERİNLE olacağıdır.
Mescidi haramdan, Mescidi aksaya miraç etmek! Göklere çıkıp ne yapacaksınız semavatı seb’ayı kendi ayağınıza getiriniz. İftidar ve kadir bizde vardır. ”vesahhere leküm mafissemavati vel arz-ve külli şeyin haleknahüm”Allahu Taala kudret ve iktidarı bizde halk etmiştir. Soyuti ruhi bedenin istinad ettiği Atayı esma-ziyayı vücut-şuunatı zat bedenin ruhi halinin, dünyevi sistemdeki beşeri vücudun uzaktan kumanda eseri ile bulunmuş olması. Ona mekan olursa MESCİDİ HARAM denir. RUHİ vücudun NEŞRİYATI RADYASYON IŞINLAMA FİZİK BEDENDE kendine ALAN MEKAN ve KARŞIT BULDUĞU YER GÖRÜNTÜ olarak FİZİK BEDENDİR. Beşeri vücut olarak gözükmüş olması MESCİDÜ HARAM olmuş şekli iledir. Kısaca İNSANIN ALLAH ile BİRLİKTEKİ HALİDİR. MESCİDİ AKSA ruhi vücuttur. RUHİ vücudun MİRACI MESCİDÜL HARAM’dır. Mescidül Haram ALLAH’IN bize TEKLİFİ. RUHİ vücudu-muzun manen SOYUT olarak İNSANA GELMESİ olayıdır. RUHİ VÜCUDU DÜNYADA ve ÜZERİN DE ARAMA! O İNSANA MANEN ENERJETİK olarak taa RUHLAR ALEMİNDEN FİZİK BEDENİ ETKİLEYİP MESCİDİ HARAM şekli ile VÜCUT göstermesi FİZİK BEDENİ-MİZDİR. Allah’dan gönderilen ancak insandır. Fasulye patlıcan ve her türlü ihtiyaçları dünyevi şeylerle alakası yoktur. Muhammedi sistemde, kevne gelen insan Muhammedi ahkamla arza gelirken. Kendinin ihtiyaçlarını beraberinde kurgulayıp getirmiştir, toprakta insandandır. Haram; Hürmetli, saygılı, saygı değer, manasındaki in-sandır. Bu hürmetliliğin üzerinde sana müesser olanın eseri kendin olduğunu bilmendir.
Oku kendini tanı! Mescidül aksadan geleni ve miracını Mescidi AKSA’YI KALBİN olarak DÜŞÜNSEN Mezahiril vücudun(fizik beden),Mescidi Haramdan emir nehiy ve diğer mükellef olan, kulak, el, göz, ağız..gibi ağzayı beşer olup hatta cenabı Hak bunları kendi nefsine nispet etmiştir. Yani zahirdeki tek-lif ile mükellef olan insanın hakikatinden(yani kazandığı mana vücudu iktisabi Ahiret vücudu ile) Mescidül Aksa’ya vusul buldu. Mescidi Aksa’ ya ulaşması(burası insanın üzerindeki letaiflerden olan kalp ruh arası bir mekân zamandır. Kısaca MESCİDİ AKSA sana HAYAT BAHŞEDEN KALBİNDİR, ona DUHVETÜL HAYAT denir. Miraç yolunda vardığı, mescidi Aksaya vardı zaten görüntü olarak da vardı. Hz.Muhammed Sav bir yere gitmemiştir her ikiside kendi üzerindedir. Fizik bedenindeki kalbinin bir antisi, manada atan bir kalbi vardır ki o batındadır. Onun için bu“burası alemi batın, ve alemi kalptir” buyurmuşlar. Mescidi Aksa’ya BEYTİ MUKADDES’ de denir. İşte buradaki MESCİT BEDENİN olacağından BEDENİN MUKADDESLİĞİ ALLAH VERGİSİ olmakla BERABER ilmi anlayışlar sizi MUKAD-DESLİĞE YÜKSELTECEKTİR. İnsanda olan mukaddes mescit KENDİSİ ile SECDE EDİLEN 7 AĞZA TOPLULUĞUDUR. BEYTÜL MAĞMUR; Kalp gibi mescittir bu mescidi kalbe“arşullah” da denir. ALLAH’IN ARŞI MESCİDİ İNSANIN KALBİ ARŞULLAH OLUŞU(kalbil mümine arşullah)delili iledir. LETAİFLERİNLE kendini bu HALETİ yaşantındaki BİNDİĞİN İŞTİYAKİ ZEVKİNLE OL ki GÖKLERİ AYAĞINA GETİRESİN. İsra 1.“subhaniye”sindeki”KENDİNİZİN İKTİDARI NİSBETİNDE TESBİHİ ZİKRİ HAMDİ LETAİFİNDE MESCİDİ AKSANIN ETRAFINI(havlini) MÜBAREKLEYEREK. Yakine İLKA EDECEK bazı SUBHANİ ayetlerle MİRACI İNSANA BELİRLER”. Bu durumda MESCİD ve MESCİDİ AKSA fizik BEDENDE LETAİFLERİ ile OLUŞUR. İşte bu anlayış ZEVKİ SEZİŞE GİREN ZAT Hz.MUHAMMEDLE GÖRÜR, Onunla İŞİTİR. Onun için LEYLEN(gece) URUCİ YÜKSELİŞ KUR’AN tarifinde MESCİDİ AKSA ve MESCİDİ HARAM ifadesi bulur. YAKİNİ OLAN KİŞİLER bunları KENDİ VÜCUDUNDA BULUR(Letaifi kalp ve letaifi ruh bölgeleridir). İnsanda tasarruf eden letaifi bedenin yanısıra, görmesi işitmesi olan ve gerekse diğer azayı uzviyetler olsun esasta kendinden zuhur anlayışı yükseltisi kendisi oluşudur. Bu durumda; Dünyevi sistemde beşeri vücudun uzaktan kumanda eseri ile bulunmuş olması. Ona mekan olursa MESCİDİ HARAM denir
Mescidi aksaya“beyti mukaddes”de denir. Mescid vücudun olduğuna göre insanda olan mukaddes mescid kendisi ile secde edilen 7 aza topluluğudur. Beytül mağmur kap gibi mescittir. Buna arşullahda denir. Allahın arşı mescidi insanın kalbidir. İnsan miracı kendi üzerinde bulma-lıdır. Ayetteki SUBBUHİYAT deryasındaki secdenle“SUBHANERABBİYEL ALA ve SUBHANE RABBİYEL AZİM deyişlerinde bu yaşantı miracı olay secdenle olsun. İşte bu subhan-i namazın da Mescidi haram ve Mescidi aksa bulunuşun kalbine gelenlerdir. Tekbiretül tahrime ”MESCİ-DÜL HARAM”secdeye varırken edilen tekbirede “TEKBİRETÜL MESCİDÜL AKSA ” denir. Bu suretle”esselati miracül mümin”hadisi şerifindeki hareket ve ulviyet tezahür ve taayyün eder. Biz KABEYE değil ALLAHIN EMRİNE SECDE EDİYORUZ. ARZA FERŞ edilip YERİN ÜZE-RİNE SECDE EDİLDİĞİ için HARAM MAKAMINDADIR. YER TOPRAK ise bu surette MESCİDİ AKSA olmak MAHİYETİNİ ARZ EDER. HARAM OLAN SENİN ELİNDİR, ELİNİ HER ŞEYE UZATMA. Haram; Hürmetli, hürmeti var demektir. Göz mescidi haramdır, gözünü haram olan şeylere bakmaktan muhafaza et. Allah bir perde yapmış gözüne bakmasın diye. Ayağın hürmeti vardır, fena yollara gitme. Kulağın hürmeti vardır her sözü dinleme. Hasılı cevahiri seb’a MESACİDİ SEB’A mesabesindedir. Bu mesacidi seb’a nın hakkını vermek lazım. Bunlar insanın kendi vücudunda olan semayeddir:
1.SEMA: Semai dünya olan lisanındır. Zira ondan o sema ile bedene varid olan mevarid vürud eder. Yani HAYIR ve ŞER herşeyi İNSAN KENDİ DİLİ ile SÖYLEDİĞİ SÖZDEN BULUR.
2.SEMA: Alemi kalptir ki makamı Ademdir. Zatülbahttan feyyazi akdese rütbe varid olur. Kalp alemi emirdendir.
3.SEMA: Semai ruhtur ki makamı İbrahimiyettir. SIFATI SUBUTİYE ORADADIR alemi emir senin ru-hundur. Zatülbahttan varid olan ilim kudret, semi, basar gibi feyzi ahdes ruha nuzul ediyor.
4.SEMA: Semai sırrındaki makamı museviyettir. Kalp topraktan, ruh sudan, sır ateştendir. Bunun için Musa A.s “orada bir ateş görüyorum”diyerek bunu ademin eseri olan bir ateş zannetti. O ATEŞ değil SIR idi ODA ŞUUNATI ZATTIR.
5.SEMA: Makamı İseviyettir. SIFATI SELBİYE ORADADIR. Bu senin mevcudiyetin, SENDEN SENLİĞİN SUKUTİYLESEN ALLAHA KURBİYET İSTİHSAL ETMİŞ OLKİ buda mündemiç olan mevtten ibarettir. ASIL SENİ VARLIKTAN TECRİT ETTİRİP HAKİKATİ TECRİDE ve MENAZİLİ TEVHİDİ BİR MENZİLE ULAŞTIRAN AHVADIR.
6.SEMA: AHVA’dır, MAKAMI MUHAMMEDİYETTİR. Ahfa kevni gayri değildir. Hz.Muhammed(sav) ahfada Allahı müşahede buyurmuşlardır. Resulullahn bu ruiyet ve muşahedesi keyfiyetini biz bilemeyiz amma bizim Allahı müşahede etmekliğimiz keyfiyeti eşyada müessirin eserini muşahededir. Allahu Taala kuluna her şeyden daha yakındır. Alemi emiri bilki alemi halkı bilesin. Peygamberimizin muhat olduğu ilim ve kemalat nasıl tarif olunabilir“halekul mevte velhayate”Mülk suresi.
7.SEMA: Semai nefsi külliyedir. ALEMİ MÜLK ve ALEMİ CEBERUTTUR. Semiğ manaya tealluk eder BATINDIR. Zira içeriye batına tealluk eden şey zahirden görünür gözün maküsü eşyadır. LİSANINDA ZAHİRİNDEN BATININA VARİD olan FEYZE MUNTAZIR OLKİ O SENİN MİRACINDIR.
Semayi letaifeleri ile BU KEMALATTAKİ İNSANIN“MESCİDİ HARAM”OLUŞUDUR. Düşün, mescidi haram kabe ise kutsal bir mekandır ORADA ALLAH ARAYANA KADAR EN KUTSAL MEVKİ ve MEKANI KENDİ VÜCUDUN OLARAK TANI! ”Ben hiçbir yere sığmam ancak kalbi mekanına sığarım”buyruğuna en kutsal alan mekan bendindir. KULAK, AĞIZ, BURUN MESCİ-Dİ HARAMDIR. Çinkü CENABI HAK”Ben kulumun gözü, kulağı, eli olurum” buyurduğuna göre. Bu AZALARIN BİR TEKLİFLE KARŞI KARŞIYADIR. GÖZE teklif GÖRMESİDİR. TEKLİF ise ALLAHTAN MÜKELLEFLİĞİN ALLAHLA BİRLİKTE GÖRMENDİR. Bundan öte MESCİDİ HARAMI BAŞKA YERDE ARAMAKI MİRACINI KUTLUYALIM. İşte bu İLMİN ÇIKTIĞI YER MESCİDİ HARAMDIR. Mescidi haram tekalüfü ilahiyenin manen insan vürududur(gelmesi). Bu tekalüf”ben kulumun sırrıyım kulda benim sırrımdır”anlayışı ile mükellefsin. Tanı kendini sen onlara alan mekan olarak mescidi haramsın ne gü-zelki mescidi makdesden mevaridi ilahiye(Allahtan gönderilen), ayeti rabbaniyene gönderilmiş. Ayeti rabbaniye; SANA GELEN AYETLER İLE SEN BİR MEVKİĞİ MÜMTAZ SEÇİLMİŞLİĞİNLE MESCİDİL HARAMLIĞINLA SANA VARİD OLUR. Anladınmı kendini semayı letaiflerindeki hazzınla. Demek olduki mescidi aksa' dan-mescidi harama geliyor. Zahiren mescidi haram kabeyi muhit olan ve haremi şerif denilen mesciddir. Mecidi aksa ise Kudüs’teki beytil makdistir. Tefsircilere göre Hz.Muhammed(Sav) Burak ile beytül makdise vardıktan sonra sahradan semaya yükselmiş diye tarif ederler. Burakada rengi beyaz eşekten büyük fakat katırdan küçük bir hayvanı BURAK diye anlatırlar.
Burak, eşekten büyük attan küçük bir hayvana binerek resulullahın Allaha yükdeldiği ilmi ifade ve-renlerin İslami anlayışı ise vay halimize. Acaba şu fizik bedenin Allahı bilmeye tahammülü varmı? AL-LAHI BİLMEK mühim değilde ONA YAKLAŞMAK İLİM ile İDRAKİ yine şu FİZİK BEDENİMİZİN ONUN SURETİNDE OLDUĞUNU ANLAMIŞ OLURLARDI. Nedense bu MANA UÇUŞU HURUCUNDA, MESCİDİ AKSAYI yani HAKKA YÖNELME ve YÜKSELME BAŞLANGIÇ MEKANINI. Bu MEKANI yani KENDİ ANLAMINI MESCİD ve AKSA olarak BELİRLEDİK İnsan cismi varlıkların tabi olduğu ile yönelişleri kıblesinde insanı bulduklarında mescidi aksa anlamı “ilk kıble”ta ilkiyet keyfiyet düzeninde olduğu yine insanı beirlediğidir. Görmeye göre işitmenin öne gelmesidir. Bu makamat işitme senliğinki Allahımızın semi ismini üzerimizde bulduğumuzdur. İşitme ilahi vasfımız olması idi. Ne dünyevi yokluklarla karşılaşırdık böylece şu fizik beden mizanında havanın zelzeleyi titreşiminin sese dönüşü işitme duygusu kulak yapı organlarının birleşim zelzeleleri du-yarlılığımız oluyor. Yani zelzele olayı her an alan ve mekana göre her yerde şiddetinide ayarladığı ile yine buarada öncü insan olduğudur. Her olay örneğini insandan almış, kendini insana nisbetlemiştir. Letaiflerinle kendini bu haleti yaşantındaki bindiğin iştiyaki zevkinle olki, gökleri ayağına getiresin., letaifi ruh bölgeleridir). Sizde bu oluşum bir ayeti olay olduğundan ”linuriyehu”.
Bu kur’ani kelimeden istifade, GELECEKTE BİR AYETİN SENDE BELİRLENMESİNE seninle Hz. resul muntazırlardır.”ve sahhareleküm mafissemavati vel arz”ayeti ile olursan bu LETAİFİ BEDENLERDE Kİ DUYUŞLARA SEMA OLAN BEDENİNDE, YAZMAYA SEMA OLAN LİSANDIR.
SIR: ”Veiz aheze”ile yani MUHAMMEDİ MİRAÇLA, BEDENİ LETAİFLERİNLE MİRACİ YOLUN taa ZATÜL BAHTE ulaşmasında, MİRACİ GÜNLERE BEDENİ LETAFETİNLE BAK! Ve geceleri BAKİ SALATI TEVECCÜHÜN yani HAKİKAT NAMAZKİ buna LİSANI İLAHİDE”nübüvveti mutlaka”denir. BÜTÜNİ İNSANLIĞIN yani NÜFUSU KÜLLİYENİN(AYIN-İnsanların ruhi alemdeki topluluğu)MİRACI MUHAMMEDİYEYE TEVECÜHÜNDE NÜBÜVVETİ MUTLAKAYA ERMİŞ OLASIN! İşte bu yöneliş TEVECCÜHÜNDE, MESCİDİ VASFIN seni MESCİDÜL AKSADAN, MESCÜDÜL HARAMA NÜZÜL ETTİRMEKTEKİ HALİN LETAİFLERİNLE olacağıdır.
Mescidi haramdan, Mescidi aksaya miraç etmek! Göklere çıkıp ne yapacaksınız semavatı seb’ayı kendi ayağınıza getiriniz. İftidar ve kadir bizde vardır. ”vesahhere leküm mafissemavati vel arz-ve külli şeyin haleknahüm”Allahu Taala kudret ve iktidarı bizde halk etmiştir. Soyuti ruhi bedenin istinad ettiği Atayı esma-ziyayı vücut-şuunatı zat bedenin ruhi halinin, dünyevi sistemdeki beşeri vücudun uzaktan kumanda eseri ile bulunmuş olması. Ona mekan olursa MESCİDİ HARAM denir. RUHİ vücudun NEŞRİYATI RADYASYON IŞINLAMA FİZİK BEDEN DE kendine ALAN MEKAN ve KARŞIT BULDUĞU YER GÖRÜNTÜ olarak FİZİK BEDENDİR. Beşeri vücut olarak gözükmüş olması MESCİDÜ HARAM olmuş şek-li iledir. Kısaca İNSANIN ALLAH ile BİRLİKTEKİ HALİDİR. MESCİDİ AKSA ruhi vücuttur. RUHİ vücudun MİRACI MESCİDÜL HARAM’dır. Mescidül Haram ALLAH’IN bize TEKLİFİ. RUHİ vücudumuzun manen SOYUT olarak İNSANA GELMESİ olayıdır. RUHİ VÜCUDU DÜNYADA ve ÜZERİN DE ARAMA! O İNSANA MANEN ENERJETİK olarak taa RUHLAR ALEMİNDEN FİZİK BEDENİ ETKİ-LEYİP MESCİDİ HARAM şekli ile VÜCUT göstermesi FİZİK BEDENİMİZDİR. Allah’dan gönderilen ancak insandır. Fasulye patlıcan ve her türlü ihtiyaçları dünyevi şeylerle alakası yoktur. Muhammedi sistemde, kevne gelen insan Muhammedi ahkamla arza gelirken. Kendinin ihtiyaçlarını beraberinde kurgulayıp getirmiştir, toprakta insandandır. Haram; Hürmetli, saygılı, saygı değer, manasındaki in-sandır. Bu hürmetliliğin üzerinde sana müesser olanın eseri kendin olduğunu bilmendir.
Oku kendini tanı! Mescidül aksadan geleni ve miracını Mescidi AKSA’YI KALBİN olarak DÜŞÜNSEN Mezahiril vücudun(fizik beden),Mescidi Haramdan emir nehiy ve diğer mükellef olan, kulak, el, göz, ağız..gibi ağzayı beşer olup hatta cenabı Hak bunları kendi nefsine nispet etmiştir. Yani zahirdeki tek-lif ile mükellef olan insanın hakikatinden(yani kazandığı mana vücudu iktisabi Ahiret vücudu ile) Mescidül Aksa’ya vusul buldu. Mescidi Aksa’ ya ulaşması(burası insanın üzerindeki letaiflerden olan kalp ruh arası bir mekân zamandır. Kısaca MESCİDİ AKSA sana HAYAT BAHŞEDEN KALBİNDİR, ona DUHVETÜL HAYAT denir. Miraç yolunda vardığı, mescidi Aksaya vardı zaten görüntü olarak da vardı. Hz.Muhammed Sav bir yere gitmemiştir her ikiside kendi üzerindedir. Fizik bedenindeki kalbinin bir antisi, manada atan bir kalbi vardır ki o batındadır. Onun için bu“burası alemi batın, ve alemi kalptir” buyurmuşlar. Mescidi Aksa’ya BEYTİ MUKADDES’ de denir. İşte buradaki MESCİT BEDENİN olacağından BE-DENİN MUKADDESLİĞİ ALLAH VERGİSİ olmakla BERABER ilmi anlayışlar sizi MUKAD-DESLİĞE YÜKSELTECEKTİR. İnsanda olan mukaddes mescit KENDİSİ ile SECDE EDİLEN 7 AĞZA TOPLULUĞUDUR. BEYTÜL MAĞMUR; Kalp gibi mescittir bu mescidi kalbe“arşullah” da denir. ALLAH’IN ARŞI MESCİDİ İNSANIN KALBİ ARŞULLAH OLUŞU (kalbil mümine arşullah)delili iledir. LETAİFLERİNLE kendini bu HALETİ yaşantındaki BİNDİ-ĞİN İŞTİYAKİ ZEVKİNLE OL ki GÖKLERİ AYAĞINA GETİRESİN. İsra 1.“subhaniye”sindeki”KENDİNİZİN İKTİDARI NİSBETİNDE TESBİHİ ZİKRİ HAMDİ LETAİFİNDE MESCİDİ AKSANIN ETRAFINI(havlini) MÜBAREKLEYEREK. Yakine İLKA EDECEK bazı SUBHANİ ayetlerle MİRACI İNSANA BELİRLER”. Bu durumda MESCİD ve MESCİDİ AKSA fizik BEDENDE LETAİFLERİ ile OLUŞUR. İşte bu anlayış ZEVKİ SEZİŞE GİREN ZAT Hz.MUHAMMEDLE GÖRÜR, Onunla İŞİTİR. Onun için LEYLEN(gece) URUCİ YÜKSELİŞ KUR’AN tarifinde MESCİDİ AKSA ve MESCİDİ HARAM ifadesi bulur. YAKİNİ OLAN KİŞİLER bunları KENDİ VÜCUDUNDA BULUR(Letaifi kalp ve letaifi ruh bölgeleridir). İnsanda tasarruf eden letaifi bedenin yanısıra, görmesi işitmesi olan ve gerekse diğer azayı uzviyetler olsun esasta kendinden zuhur anlayışı yükseltisi kendisi oluşudur. Bu durumda; Dünyevi sistemde beşeri vücudun uzaktan kumanda eseri ile bulunmuş olması. Ona mekan olursa MESCİDİ HARAM denir
Mescidi aksaya“beyti mukaddes”de denir. Mescid vücudun olduğuna göre insanda olan mukaddes mescid kendisi ile secde edilen 7 aza topluluğudur. Beytül mağmur kap gibi mescittir. Buna arşullahda denir. Allahın arşı mescidi insanın kalbidir. İnsan miracı kendi üzerinde bulmalıdır. Ayetteki SUBBUHİYAT deryasındaki secdenle“SUBHANERABBİYEL ALA ve SUBHANERABBİYEL AZİM deyişlerinde bu yaşantı miracı olay secdenle olsun. İşte bu subhan-i namazında Mescidi haram ve Mescidi aksa bulunuşun kalbine gelenlerdir. Tekbiretül tahrime”MESCİDÜL HARAM”secdeye varırken edilen tekbirede “TEKBİRETÜL MESCİDÜL AKSA ” denir. Bu suretle”esselati miracül mümin”hadisi şerifindeki hareket ve ulviyet tezahür ve taayyün eder. Biz KABEYE değil ALLAHIN EMRİNE SECDE EDİYORUZ. ARZA FERŞ edilip YERİN ÜZERİNE SECDE EDİLDİĞİ için HARAM MAKAMINDADIR. YER TOPRAK ise bu surette MESCİDİ AKSA olmak MAHİYETİNİ ARZ EDER. HARAM OLAN SENİN ELİNDİR, ELİNİ HER ŞEYE UZATMA. Haram; Hürmetli, hürmeti var demektir. Göz mescidi haramdır, gözünü haram olan şeylere bakmaktan muhafaza et. Allah bir perde yapmış gözüne bakmasın diye. Ayağın hürmeti vardır, fena yollara gitme. Kulağın hürmeti vardır her sözü dinleme. Hasılı cevahiri seb’a MESACİDİ SEB’A mesabesindedir. Bu mesacidi seb’a nın hakkını vermek lazım. Bunlar insanın kendi vücudunda olan semayeddir:
Semayi letaifeleri ile BU KEMALATTAKİ İNSANIN“MESCİDİ HARAM”OLUŞUDUR. Düşün, mescidi haram kabe ise kutsal bir mekandır ORADA ALLAH ARAYANA KADAR EN KUTSAL MEVKİ ve MEKANI KENDİ VÜCUDUN OLARAK TANI! ”Ben hiçbir yere sığmam ancak kalbi mekanına sığarım”buyruğuna en kutsal alan mekan bendindir. KULAK, AĞIZ, BURUN MESCİDİ HARAMDIR. Çinkü CENABI HAK”Ben kulumun gözü, kulağı, eli olurum” buyurduğu-na göre. Bu AZALARIN BİR TEKLİFLE KARŞI KARŞIYADIR. GÖZE teklif GÖRMESİDİR. TEKLİF ise ALLAHTAN MÜKELLEFLİĞİN ALLAHLA BİRLİKTE GÖRMENDİR. Bundan öte MESCİDİ HARAMI BAŞKA YERDE ARAMAKI MİRACINI KUTLUYALIM. İşte bu İLMİN ÇIKTIĞI YER MESCİDİ HARAMDIR. Mescidi haram tekalüfü ilahiyenin manen insan vürududur(gelmesi). Bu tekalüf”ben kulumun sırrıyım kulda benim sırrımdır”anlayışı ile mükellefsin. Tanı kendini sen onlara alan mekan olarak mescidi haramsın ne güzelki mescidi makdesden mevaridi ilahiye(Allahtan gönderilen), ayeti rabbaniyene gönderilmiş. Ayeti rabbaniye; SANA GELEN AYETLERLE SEN BİR MEVKİĞİ MÜMTAZ SEÇİLMİŞLİĞİNLE MESCİDİL HARAMLIĞINLA SANA VARİD OLUR. Anladınmı kendini semayı letaiflerindeki hazzınla. Demek olduki mescidi aksadan-mescidi harama geliyor. Zahiren mescidi haram kabeyi muhit olan ve haremi şerif denilen mesciddir. Mecidi aksa ise Kudüs’teki beytil makdistir. Tefsircilere göre Hz.Muhammed(Sav.) Burak ile beytül makdise vardıktan sonra sahradan semaya yükselmiş diye tarif ederler. Burakada rengi beyaz eşekten büyük fakat katırdan küçük bir hayvanı BURAK diye anlatırlar.
Burak, eşekten büyük attan küçük bir hayvana binerek resulullahın Allaha yükdeldiği ilmi ifade verenlerin İslami anlayışı ise vay halimize. Acaba şu fizik bedenin Allahı bilmeye tahammü-lü varmı? ALLAHI BİLMEK mühim değilde ONA YAKLAŞMAK İLİM ile İDRAKİ yine şu FİZİK BEDENİMİZİN ONUN SURETİNDE OLDUĞUNU ANLAMIŞ OLURLARDI. Nedense bu MANA UÇUŞU HURUCUNDA, MESCİDİ AKSAYI yani HAKKA YÖNELME ve YÜKSELME BAŞLANGIÇ MEKANINI. Bu MEKANI yani KENDİ ANLAMINI MESCİD ve AKSA olarak BELİRLEDİK İnsan cismi varlıkların tabi olduğu ile yönelişleri kıblesinde insanı bulduklarında mescidi aksa anlamı “ilk kıble”ta ilkiyet keyfiyet düzeninde olduğu yine insanı beirlediğidir. Görmeye göre işitmenin öne gelmesidir. Bu makamat işitme senliğinki Allahımızın semi ismini üzerimizde bulduğumuzdur. İşitme ilahi vasfımız olması idi. Ne dünyevi yokluklarla karşılaşırdık böylece şu fizik beden mizanında havanın zelzeleyi titreşiminin sese dönüşü işitme duygusu kulak yapı organlarının birleşim zelzeleleri duyarlılığımız oluyor. Yani zelzele olayı her an alan ve mekana göre her yerde şiddetinide ayarladığı ile yine buarada öncü insan olduğudur. Her olay örneğini insandan almış, kendini insana nisbetlemiştir. Letaiflerinle kendini bu haleti yaşantın-daki bindiğin iştiyaki zevkinle olki, gökleri ayağına getiresin.

Yazan:M.Eski(Seyyid Hüsameddin Şan Hz.leri bilgileri)
Derleyen: S.Bulut

7 Temmuz 2010 Çarşamba

BURAK-BERK YARATICI GÜC MELEKATLARI ve MİRAÇ: Buyrulan”Ubudiyet ve rububiyetiyle kevinde tasarrufu esmayı makus olan halete ve o zevke BURAK denir”. Bizim BİNMİŞ OLDUĞUMUZ BURAK ise HUZURDAN hasıl olan bir NURDUR. Biz buna şevkdeki BERK ve BURAK deriz. İsra 1.”subhanel lezi esra biabdihi leylen”. Semavi ve vücudi katmanların letaifi zevki burak’ ında kendimizi buluruz. Burak, At diye tarif edilmiştir. Rububi anlayışla TASARRUFU ESMAYA yani YARA-TICI GÜCE MALİK ve MAKUS olan HALETİ YAŞANTI. Bir ŞERKİ IŞINLAMA, LEZZETİ MANEVİYE- BERKİYE BURAK denir. ”Rakip”olduğu buraktan şüphemiz yoktur. SOYUTİ MELEKAT MELAİK GÜÇLERİN YARATICILIĞINA ”Burak”denen ZEVKE siz ister MELEK deyin. Biz ZİYAYI VÜCUT İNSAN yani MEZAHİRİL VÜCUT İNSAN deriz. Sednetül esmaya matlup olan ubudiyet ve rububiyet yani kul ve mevlası ile alemi kevinde hazretül esmanın müntehası bulunan RE’den KAF’vardı. ”Biz onun havlini mübarek ettik, etrafına kim gelirse onun için mübarektir”. Hz.Muhammedin bindiği bir güç, miraç olayın da resulullahın göklere yükselişine taşıyıcı kanatlı melek gibi bir at Burak’dır.
Fiziki olarak bir güç varsa, onu taşıyan ayrıca bir güç daha vardır. Bir insanın cephelerinden olan kulluk vasfı ile alemi rububiyet keyfiyeti vardır. Bu gücü ile insan kevni sistemlerde tasarufu esmaya makus olması bir sentezdir. Yani YARATICI GÜÇLERE İNSAN CEPHE OLARAK KARŞIT veya MAKUS OLURSA FİZİK YÖNLÜ BİR GERİLİM ÇARPIŞMASI olur ki neticesi bir HADİSENİN veya bir CİSMİN MEYDANA GELMESİDİR. Bu çarpışma olaylarını yapabilmek ve anlamak için ışık hızı sürate ihtiyaç gösterdiğinden hızlandırıcı denen 90km. boyunda yer altı manyetik aletlerle(sıklatron)deneylenmiştir. Bu OLAYI İNSAN KENDİ ÜZERİNDE ALDIĞI BİR MANYETİK HIZLA GERÇEKLEŞTİREBİLİYOR yani tasarrufu esmaya maküs olursa, BURAK gibi TAŞIYICI GÜCÜN ZEVKİNİ HALİYLE YAŞAR. Bu olay MELEKÜTİ, MELEKAT OLAYLARDIR. ATA BİNMEYE LÜZUM BIRAKMAZ. Hatta ZAMAN ve MEKANI YENEREK bu OLAYI ÜZERİNDE GÖRÜR. İşte bu ZEVKİ OLUŞUMA BURAK denir. BU ZEVKE ŞEVKDE denir HUZURDAN HASILolan BİR MAYALANMA OLAYIDIR. LETAİFLERİNLE KENDİNİ BU HALETİ YAŞANTINDAKİ BİNDİĞİN İŞTİYAKİ ZEVKİNLE OL ki GÖKLERİ AYAĞINA GETİRESİN! İsra 1.“subhaniye”sindeki kendinizin İKTİDARI NİSBETİNDE TESBİHİ ZİKRİ HAMDİ LETAİFİNDE MESCİDİ AKSANIN etrafını(havlini)MÜBAREKLEYEREK, yakine İLKA EDECEK bazı SUBHANİ ayetlerle MİRACI İNSANA BELİRLER. Bu durumda MESCİD ve MESCİDİ AKSA FİZİK BEDENDE LETAİFLERİ ile oluşur. İşte bu ANLAYIŞ ve ZEVKİ SEZİŞE giren ZAT Hz.RESULLE GÖRÜR, ONUNLA İŞİTİR, onun için LEYLEN(gece)URUCİ YÜKSELİŞ KUR’an TARİFİNDE MESCİDİ AKSA ve MESCİDİ HARAM ifadesi bulurki YAKİNİ OLAN KİŞİLER BUNLARI KENDİ VÜCUDUNDA BULUR. (Letaifi kalp ve letaifi ruh bölgeleridir)insanda tasarruf eden letaifi bedenin yanısıra, görmesi işitmesi ve gerekse diğer azayı uzviyetler olsun esasda kendinden zuhur anlayışı yükseltisi kendisi oluşudur. ”veiz aheze”ile yani MUHAMMEDİ MİRAÇLA, BEDENİ LETA-İFLERİNLE MİRACİ YOLUN, taa ZATÜLBAHTE ULAŞMASINDAKİ MİRACİ GÜNLERE BEDENİ LETAFETİNLE BAK! Ve GECELERİ BAKİ SALATI TEVECCÜHÜN yani HAKİKAT NAMAZ ki buna lisanı ilahide NÜBÜVVETİ MUTLAKA denir. BÜTÜNİ İNSANLIĞIN NÜFUSU KÜLLİYENİN(AYIN-İnsanların ruhi alemdeki topluluğu)MİRACI MUHAMMEDİYEYE TEVECCÜHÜNDE NÜBÜVVETİ MUTLAKAYA ERMİŞ OLASIN. İşte bu YÖNELİŞ TEVECCÜHÜNDE MESCİDİ VASFIN, seni MESCİDÜL AKSADAN, MESCÜDÜL HARAMA NÜZÜL ETTİRMEKTEKİ HALİN LETAİFLERİNLE OLACAĞIDIR.
Sizde bu oluşum bir ayeti olay olduğundan”linuriyehu”. Bu Kur’ani kelimeden istifade gelecekte bir ayetin sende belirlenmesine seninle Hz.Muhammed(Sav) muntazırlardır(bekleyen-gözleyen) ”ve sah hareleküm mafissemavati vel arz”ayeti ile olursak bu letaifi bedenlerdeki duyuşlara sema olan bede-ninde yazmaya sema olan lisandır. Demekki BURAK SENSİN! Bir de YAPTIĞIN İŞLERLE TAŞIDIKLARINA BİR BAK! BİR ERKEK olarak ÜZERİNDE SONSUZ SAYIDA TEKVİNİ SUĞRA İNSANCIKLARI SPERM HALİNDE TAŞIMANDIR. İNSANDA NE YOKTUR ki BURAK SEN OLMAYASIN! Seni SENDEN BAŞKA veya SENDENLİKLERİ ancak SENİNLE SEN TAŞIRSIN. Bu anlayışlar ile“SUBHANELLEZİ”sırrı esra”ALLAHLA BERABER YÜRÜYEN” anlayış sezer tabiî ki MİRACI ile. Peki her şey fani baki olan nedir? Şu dünya fizik bedeninden gaye nedir? ”Kül li men aleyha ..ve yelka vechi resulullahe zülcelali vel ikram”. Ayeti ile şu ikrami fizik bedende VECHİ RAB NEDİR? Ruhi cihet gözün görmesi, kulağın işitmesi gibi hasais sende olup VECHİ RAB’dır. Bu halin-le Allahın izni ile bu dünyada yerin bu anlamlıdır. Dünya aleminde İLLETİ GAYESİN! Sen olmasan başka alem olmaz ekmek olsa, su olsa sen olmasan neye yarardı! Buraki anlayışla İLİM, KUDRET ve KAFFEYİ ECHEZANI(bütün her şeyi)sen TAŞIRSIN. HAYATI KABİR ve HAYATI AHİRET dediklerimizde KİTABI EBRARIN CENNETTE yani İLAHİ İLLİYUNDA OLAN VÜCUDUNDUR.
Fizik bedende kazandığın senden ihtizazen(titreşim)her an yarılan hayatın karşıtı ihtizazı kuruluş yine ahiret vücudun olacağı vücudu muktesebendir. Bu vücut SENİN bir YANIN OLMAYIP yani ALEMİ MİSAL DE, SENİN bir MİSLİN olduğu ihtizazatı(haz duymak-ferahlamak)hayat hasebi ile gayrın dahi değildir. Dünyaya gelmekten maksatda budur. BİTKİ ve HAYVANLARI YİYEN İNSAN, fizik bedenin RUHİ TARAFI değilde CİSMANİ tarafı olur. Bir devirki İNSANLARINDA kısmı ruhaniyesi REZONANAS TİTREŞİMLERLE İLLİYUNA(cennete) GİDER. Yani HESABA GELMEYEN OLAY meğerki ÜZERİMDE her an HESABA DAHİL OLDUĞUMUZLA HAKKA BİRLİKTELİĞE YÖNELMİŞLİĞİN ancak DÜNYA AZABI İÇİNDE OLUŞUMLADIR. ALLAHIN GELECEĞE HESAB BIRAKMADIĞI”ben serigül hesabım” buyruğu ile açıklık kazanır. İşte miraci anlayış ve KAZANCIN AHİRET VÜCUDU şu andada SENİN TAŞIYICILIĞINDADIR. Fizik ilmine göre doğada bir güçmü var muhakkak onu taşıyan ayrıca bir güç vardır. Mesela çekim gücü onu taşıyan Gravitondur, zayıf kuvveti bozan elektro magnetik gücü faton, nükleer gücü Gluonlar taşır diyen fizik üstatlarıdır. Ne güzel bu yolda teknik atom denen kurucu gücü buldu.
MİRAÇ, ALLAHLA TEVHİDİ BİRLİKTELİĞİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİNDEN, melaike vasıf benliğimiz için buyrulan ”Melaikenin urucu müstağit olduğu gün(verruhu ileyhi), bu olay ruhi vücudumuzun üzerine verilmiş bir yön ve gündür. Melekat ziyayı bedenimiz ruhi vücudumuzun etkisinde ilahi alemden miraci yönlü nüzulü(iniş), aks edişinin anı günükü herkesin kendi istiğda-dı ile, Mürseli mağrufeden matlaba-tul esmanın atayı sıfatında zuhuru numeyan olan gündür”. Yani bu inenler içinde inebilen her şeye nisbetle maruf oluşu yani oraca tanınmış meşhur olmuş emri bilmağrufluğu ile yükselti“tağruci uruci” inişi”MELAİKE VASIF” kendi BOYUTUNDA DÜNYA MADDE BEDENİNE DÖNÜŞE BAŞLIYOR. O günki yevmi dö-nüş haline matlabatül esma yani ORACA ORANIN MADDİ MANA ŞEKLİ VÜCUDU MATLABATÜL ESMALIĞI SPERMİN SPERM OLMADANKİ HALİDİR. Ki bu matlabatül esmanın atayı sıfatı(KEF), ita(verilmiş)edilmiş bir sıfatı vücudiyete bürünmesi ile zuhuru oraca belli olan yevm gündür, oranın zamanına göre.
Buyrulur”Melek, memuru bih olduğu emre malik demektir. O emir bir hayat intaç eder bir ruha vasıl olur”. MELEK İNSANIN ERVAHİ SOYUTİ CENNETİ ALEM ORALARCA VÜCUDU demek. Bu ENERJETİK VARLIK HAK VARLIĞINDA VAR iken bir DÜNYA HAYATİYETİ VARLIĞINI ALDIĞI EMİRLE ORTAYA KOYMAK İSTER. Bu VE-RİLMİŞ BİR EMİR değildir. EMİR bir vücuttur yani RUHİ VÜCUDUN. İşte bu EMRİYETTEKİ MELEKAT VÜCUDUN (soyuti)bu KEVNİ SİSTEME GELEBİLMESİ için HAYAT DENEN FİZİK BEDENİ ve onun ALAN, MEKAN, ZAMAN DÜN-YA İHTİYAÇLARINIDA HAYATİYET KAPSAMI içinde RUHİ VÜCUDUN VARLIĞI ile VAR OLMUŞ. Bu OLUŞUM BİR RUH BİRLİKTELİĞİNE VASIL OLMAKLA ancak CANLILIK yani HAYATİYET GÖSTERMİŞ OLUR. Diğer bir anlayış ise atayı esma olan insan nelere kadir olmazki gözün görmesi, kulağın işitmesi bir teklif olayıdır. Teklif ile mükellef olan insan sırrı esrarı miracında tekalifteki vekilliği, mükellef olmakla asalete dönüş-müş ASİL OLANLA BİRLİKLİKTELİK MİRACINDIR.
Yine ARŞA YÜKSELİŞİMİZ NAMAZLA MİRACDIR. HUZUR-YAKAZA-TRANS gibi DERİNLİĞİNE DÜŞÜNCE İNSANI BAŞKA ALEMLERE GÖTÜRÜR. Ve HAKİKAT ERKANINA UYARAK KILINAN NAMAZ ve TEFEKKÜRÜ İBADET MÜMİNCE İNANIŞIN YÜKSELİŞİ İNSANIN MİRACIDIR. MİRAÇ olayının başlangıcı SUBUTİ ESİRİ ALEMDEN ARZA DOĞRU SOYUT ve SOMUT OLARAK GELMEYE BAŞLADIĞIMIZ andan itibaren MİRACI OLAYIN İÇİNDEYİZ. İşte onun için İNSANIN HUZURLU BİR HALİ OLAN NAMAZDA BU YAŞANTIYI GÖRMEK MÜMKÜNDÜR. Namaza duruşda huzura riayet olan Allah büyüktür(allahuekber)tekbirine“TEKBİRETÜL TAHRİM” denilmiştir. TAHRİM İnsanın bir anda bütün olaylardan kendisini, soyutlaması keyfiyetidir. İnsanı işgal eden maddi hadisattan temizlenmesi veya arın-ması gibi bir olaydır. İşte BU OLAYLA HUZUR BULAN KİŞİ BU İHTİŞAMIN KARŞISINDA ANCAK ALLAH BÜYÜKTÜR(allahu-ekber)diyerek NAMAZA BAŞLAR. Böyle bir trans ve huzuri duruşla iradeyi cüziyesi ortadan kalkıp külli bütünlük içinde oluşudur. Yine iradei cüziye enerjetik olaya dönüşüm yaparak”Burak”gibi bir keyfiyete dönüşür yani İRADEYİ CÜZİYE BURAK OLUR. İRADESİNİ BURAK ANLAMINA GETİREMEYENİN NAMAZI, SEHVİ SECDE İCABINA SEBEP olurki HAKİKAT MİRACI NAMAZI KILAMIYOR demektir. Namazda ayakta durmak(Kıyam)Allaha olan, kıyamen ubudiyetidir. Secde ise kıyamın en son hali olup oluşumun vuzuha(açıklık) gelmesi iledir. Bu olayda biz kabeye değil ilahi emre secde ederiz.
CAZİBE ve ÇEKİM GÜCÜ: Soyuti-sabitat, ruhi vücut alemi olan makamının manasını ve vari-datı olan(hatıra gelen,içe doğan)oranın ENERJETİK GÜÇLERİNİ ÜZERİNE ÇEKER. Fizik anatomi bede-nin manası ruhi vücut ise varidatı kevni(yaratılmış)sistemde soyut somut milki, melekütü her şeyi üzerine çeker. Mesela; Güneş’den gelen ışınları yani ziyayı vücut-ışın beden insanları üzerine çekmek te ayrıca doğada her türlü nebatat ve hayvanatıda, yiyecek, içecek, hava, gaz MADDELERİ KULLANARAK HER ŞEYİ ÜZERİNE ÇEKMEKTEDİR. İnsana secde eden yani emrine tabi olan doğa, ne mutluluk! Kim bu insan ki KAİNAT ONA HİZMETTE VE KENDİ ÇEKİCİLİĞİ İLE İNSANA GELMEKTEDİR. BAK ŞU İNSANA! ÇEKİM CAZİBE GÜCÜ MIKNATIS gibi YER KÜREYİ ÇEKER, GÜNEŞİ, AY’I kendine çekerde ÇEKERDE İNSAN BU ÇEKİMLERİ YENEREK herşeyi KENDİNE, ÜSTELİK EMRİNE TABİ OLARAK ÇEKER. Ve öyle bir çekimki SOYUTİ ALEMDEN GELEN ZİYAİYETTEKİ ENERJİ BEDEN İNSANLARIDA ÇEKER.
ÇEKİM GÜCÜ: DOĞANIN 4 SOMUT GÜÇLERİNDEN BİRİDE ÇEKİM GÜCÜDÜR. BÜTÜN KAİNATI DAĞILMADAN BİR ARADA TUTAN GÜÇTÜR. Nükleer enerji, atom gücüne göre doğada en zayıf güç çekim olduduğuna göre bu uzak alan mesafe ve zaman kapsamlı maddi olay yapıları bir arada tutan gücün ahengine bir bak! Parçacık atom altı fiziği”kuantum”belirliliği ile kuantum yani parçacıkların hem dalga hemde parçacık ”madde”özelliği olduğu halde çekimin sadece dalga vasfı ile bilindiği bir keyfiyettir. O zaman çekimde madde ve kütle düşünülmüyor. İşte bu çekim sistemleri galaksileri dünya ve güneşi karşılıklı dengede ki”edvari”(devirler, zamanlar)derinlikle birbirine yapıştırmadan ve iki atomu üst üste bir arada itip çekerek molekül teşkiline sebep hep bu çekim gücüdür. Demekki ÇEKİM OLMASA MELEKÜL YAPISI TEŞEK-KÜL ETMEYECEK. Fiziki anlayış, ÇEKİM KUVVETİ BİR NEVİ KIYAMET ALAMETİ gibi EVRENİDE içine ÇÖKERTİP BİR KARADELİK”MEVAİKİ NUCUM”OLAYINI YAPMASIDA GEREĞİDİR.
Kabaca BİR PARÇACIĞI başka BİR EVRENE FIRLATAN ÇEKİMCİ DALGALARIN MARİ-FETİ İNSANIDA SOYUTİ ALEMDEN yani BAHRİ MESCURİ(evrenler fidanlığı her şeyin yaratıldığı yer)TECELLİĞİ EF’AL(görünme, bilinme, kader)olan ALEMDEN YER KÜREYE ÇEKMESİ BAŞKA BİR ALEME FIRLATMASI gibide DÜŞÜNÜNÜLÜR. HER CİSİM BİR İÇ MERKEZİ ÇEKİM OLAYINI TAŞIRKİ ÇEKİME“merkezcil kuvvet”denir. Şayet IŞIK HIZINDA Kİ BİR CİSMİ ÇEKİM ETKİLEMEYECEĞİNDEN CİSİM ENERJİYE DÖNÜŞÜP MADDESİ DAĞILDIĞIDA bilinir. İNSAN BİR KENDİNE BAKSA DÜNYANIN MERKEZİNE! ÇEKİMCİ BİR DALGA yani ÇEKİM DALGASI ile KARŞILIKLI ALIŞ VERİŞTEDİR. ÇEKİMCİ DALGA-LAR esasta CİSİMLE HİÇ BİRLEŞMEDEN yani ETKİLEŞMEDEN veya CİSMİ HİÇ RAHATSIZ ETMEDEN O CİSİMDEN SAYDAM olarak GEÇİP GİDERKEN vazifelerinide GÖRÜNMEZ GÜÇ İLAHİ MUHAMMEDİ İNSAN ÖZELLİĞİ içinde YAPARLAR. Sanki YARATICILIK VAZİFESİ ÜSTLENMİŞ ESİRİ BİR GÜÇ. Hatta esasta ESİR gibi, BAHRİ MESCUR gibi DAVRANIŞ GİZEMCİLİĞİ İÇİNDEDİR.
BİR CİSMİN GÖRÜNÜMÜNDE veya BÜNYESİNDEKİ ATOMİK TİTREŞİMLERİN ÇIKAR-DIĞI SESLERE İNSANIN VAKIF OLMASI, O CİSİMDE HAYAT VARDIR gibi DÜŞÜNÜLÜR. Bu cisme TESİR EDEN ayrıca BİR GÜÇ VARDIR. Bu RUHANİ VÜCUT TARAFIDIRKİ GÖZÜKMEZ! Demekki hayatiyet cisimdeki fizyolojik yapı içindeki atomik bünye rezonans ve siprinleri, kendi orbit değerleriyle hayatiyetidir. Bunu muhafaza ve devam ettirmeside cisme etken olan soyut değer anti güçlerin yani RUHANİ KEYFİYETİN o cismi TASARRUFU AL-TINDA bulundurup bütün KUANTİK CÜZİ FERTLERİ ARA BOŞLUKLARINA İSTİLA ETMESİDİR. Hayvanat ve nebatat bu oluşum dengesi içindedir. CİSİMDEKİ RUHANİ OLUŞUM ise CİSMİN DİĞER DENGE-SİDİR ki BİZ BUNU bu GÖZLE, bu ALGILARIMIZ ile HİSSEDEMEYİZ. Çünkü BU SOYUT RUHANİ KEYFİYET SOYUT MADDE LATİF ve ZULMANİDİR. Yani RUHİ DEĞERLER MELEKAT LATİF SOYUT ANTİ DEĞER eksi BOYUT DA ve GÖRÜNMEZ ZULMANİ ESASTA TASARRUFCULARDIR. Bunlar başka bir vasıta ile görülebilirki cisimdeki hararet ve soğukluk ve kuvveyi cazibe(çekim gücü),itme gibi gücün bir nevi ruh değerleridir. Bu da 2’ye ayrılır. Tabiisi cisimlerdeki hassalardır ki başlıcası çekim gücüdür. Bu güce görünmezliği ile TASARRUFÇU GÜÇ, RUHU CİSMANİ diyoruz. Ek olarak bölünmezliği ile ecza ve ecsam(cisimler)oda sensin. İnsanın babaya gelmedenki enerjetik ruh tarafı cismani bölünmezliği ile(atomu böldün) tasar-rufcu kurgulayıcı keyfiyetin ilahi vasfındır. Arzın çekim gücü denen keyfiyet ruhu vücut insanla kaim ise KAİNATIN İNSANDAN ZUHUR ETTİĞİ KAİNATIN HİZMETİNİN İNSANA GELDİĞİNDEN ANLAŞILIR.
SIR: İnsandan kainat zuhur etmişse filmi ters oynat. O halde İNSANDAN KAİNATA, KAİNATTAN İNSANA ZAMANLAMALAR, ZAMANI TERS ÇALIŞTIRMALAR BU İŞLERE ÇÖZÜM GETİRİR, biraz süper fizik bilene.
”Velmürselatı urfen”ayeti hükmü gücü ile gönderilen(mürsellik, peygamberlik)bir çekimle ziyayı vücut insandır.(çekim, çeken gücü ile insandır)Ziyayı insan ne güzel ki semayı(uzay zaman)genişletmedeki çekimini de çekimin genişletmesi veya itmesi kabul ederiz. Biliyoruzki çekim sadece çeker. Zariyat 47.(biz onu kuvvetle bina ettik ,muhakkakki biz büyük kudrete sahibiz)yani biz”Vüs’a” SEMAYI KURDUK ve KUDRETİMİZLE BİZ ONU GENİŞLETİYORUZ. Nasıl oluyorda bir güç soyut madde oluyor? İlmen bakıyoruzki TAŞ, TOPRAK, DAĞ, TEPE gibi GÖRDÜĞÜMÜZ şu YERKÜREMİZ BİR CAZİBE ÇEKİM GÜCÜ veya “KUVVEYİ DAFİA”yani İTME GÜCÜ CİSİMLERİ BİR ARADA YAPIŞKAN ZAMK gibi KUVVEYİ ARZİYYE MAGNETİZME yani MAGNETİK GÜÇ SESSİZLİĞİ İCRASI İÇİNDEDİR.
SIR: TOPRAK denen YERKÜRE BU İŞİ ve DAHA NELERİ YAPARDA YA İNSAN? HER ŞEY İNSANDAN MEYDANA GELMİŞTİR. Yeşil bitki örtüsü yağmuru üzerine çeker. Yeşil örtüyü bir kaldır Karadenize bir damla yağmur düşmez. Bu yeşilin çekiciliğinde yine ziyaiyetinde sen olduğun için. Bu işler”YA HEP YA HİÇ” anlamlı bir KOORDİNE ile YÜRÜR.
Bütün İCRACI GÜÇLER HEPSİ BİR ARADA ve AYNI ANDA İŞ BAŞINDA. Ya HEP ya HİÇ OLMAYI bile GÖZE ALMIŞ HEP BÜTÜNLÜĞÜNDE YAŞANTIYI HAYATI KURGULAMAK-TALAR. Misal; Bir ağaçtan elma düşüyor. Meşhur fi-zikçi Newton buna”çekim gücü vardır” demiş ve yer çekim gücünü böylece bulmuş derler. Biz ise deriz ki”Yer çekimi bir çeken güçtür. Güneşden gelen hayat varideleri dalda elma olacak elmayı insan yiye-cek ve elma insan olacak. Aslında GELEN ZİYAİYETLER ZİYAYI VÜCUT(ışın vucut)İNSANLARDIR. Ki ELMA İNSAN OLMAKTA. İşte bu ÇEKİM GÜCÜ OLMASA idi DALDA ELMA OLMAZDI. GÜNEŞ’den GELEN VARİDEYİ ŞU’UNATLAR(ışın zatlar)ÇEKİM GÜCÜ OLMASAYDI, FEZANIN DERİNLİKLERİ-NE KAÇARLARDI. Bu çekim bizce esas olan elmanın dalda tutunmasına sebeb teşkildir. Soyut fotantik kuantik varideleri güneşden gelirken ağaç da tutundurup elma haline gelmesine sebep çekimdir. BİZ‘deki ELMAYA olan İHTİYAÇ BİZDEKİ LEZZET ÇEKİMİDE ELMANIN BİZDE BİZ OLMASI CAZİBESİ İLEDİR. Çekimin cinslerini bilirsen hep üzerindedir. DALDAN DÜŞEN ELMA OLGUN BİR ELMANIN YER ÇEKİMİ ile DÜŞMESİ ESASTA OLGUN ELMANIN artık K GÜNEŞDEN GELEN FOTANTİK GÜÇLERİ İÇİNE ALAMAMASI EN DOĞRUSU GÜNEŞLE ALAKAYI KESMESİ ELMANIN YERE DÜŞMESİ BİR NEVİ ÖLÜMÜ MEVT’İYETİDİR. Bu ÖLÜ VASIFTAKİ ELMADAN DİRİLİK SİZ ELMAYI YEMEKLE ÖLÜDEN DİRİ VÜCUT KAZANACAĞIMIZDIR.
SIR: DOĞAYI İDARE EDEN 4 KUVVETTEN olan ÇEKİM GÜCÜ. Bu YARATICI GÜÇLERİN 3’ü ATOMUN İÇİNDE OLUP PARÇACIK DURUMUNDADIRLAR. ENERJİ PAKETLERİ gibidirler. Bazı hallerde DALGAYA DÖNÜŞÜM YAPARLAR . ÇEKİM ise ATOMUN HARİCİN DE olup BU GÜCÜN PARÇACIK DURUMU henüz KEŞFEDİLMEMİŞ OLUP HEP DALGA DURUMUNDADIR. Esasta ise BU ÇEKİM GÜCÜNÜN MAYASINDA ZİYAYI VÜCUT İNSAN MELEKÜTİ MADDESİ VARDIR, GELECEK BUNUDA BULACAKTIR.
KAF fırtınalarına bir bak nasıl magnetiktir. Harf simgesinde bozonlarıda teşkil eden yaratıcı güç birliği üzerimizde(hayat, ilim…)hepsi parçacık güç soyuti yapı kainat kurucusu insan“kulhü vallahi ahad” daki birliğin temsilcisi KAF Bozonlar. Virtüel zimmi soyut ve madde yapı taşı Ferminonları meydana getiriyorsa işte bu alemi KAF ise nuri Muhammedi insandan ziyayı vücut olarak meydana getirmiş olan Bozon ve Fermonları şu hakkın sırrı insana. BAK ŞU İNSANIN ÇEKİM CAZİBE GÜCÜNE MIKNATISgibi! Yerkü- reyi ÇEKER, Güneşi, Ayı KENDİNE ÇEKERDE, İNSAN BU ÇEKİMLERİ YENEREK herşeyi KENDİNE ÜSTELİK EMRİNE TABİ olarak ÇEKER. Ve ÖYLE BİR ÇEKİMKİ SOYUTİ ALEMDEN GELEN ZİYAİYETTE Kİ ENERJİ BEDEN İNSANLARIDA ÇEKER. Şu toprak bedenimizi bu durumda idare ediyor ama olayın failini göremiyoruz. İşte bunlar YARATICI GÜÇLERDİR ve KAİNATI BU GÜÇLER İDARE EDER. Mesela; Yer çekimi gücü olmasa dünya da kalamazdık. Bilemediğimiz güç bizi bu dünya üzerinde tutuyor. Öyle AHENKLİ BİR GÜÇKİ HAREKET KABİLİYETİMİZ VAR ama DÜNYA DAN AYRILMAMIZI ENGELLİYOR. Yalnız BU GÜCE KARŞI BİR GÜÇLE ONU YENİP DÜNYADAN AYRILABİLİYORUZ. Ayrıca güçleri taşıyan güçlerde olduğunu biliyoruz. Ayrıca cisimlerin kendine özgü, mekan, zaman, ağırlık, hacim gibi boyutları ayrıca yaşantı alemide vardır. Birde eksi boyut, SOYUTİ MELEKÜTİ DÜŞÜNCE denen insan üzerindeki fikri varlığında mana olarak bir yaşantı alemi vardır Ayrıca yine eksi değerlerle düşüncelerinde hacmi, eni, boyu, derinliği vardır. A
Ama vücudumuzla birlikte olduğu halde -değer meleküti yapı olduğundan gözle görülür elle tutulur hali yoktur ancak his yolu ile bilinir. Cisimler 2 etken altında dönmelerini sağlar?
1-Çekim gücü, 2-Merkez kez kaç itme gücüdür.
Sistemimize bakıldığında her şey hem kendi etrafında veya tabi olduğu bir cismin etrafında dönmektedir. Tabiki çekim ile olay her yerde mikro veya makro sistemlerde aynıdır. Misal; Altı delik bir kaba su doldurduğumuzda merkezi çekim ve basınç etkisi suyun anaforlar yaparak döndüğünü görmüşüzdür. Demekki çekim olayı cisimleri bir kara deliğe sürüklerken kendi mih-verinde döndürdüğüdür. Tekvir Suresinde cisimlerin dönülerini soyut somut görmekliğimiz bir kaidenin neticesidir. Arzın merkezindeki mağma ile arza dudak olan arz kabuğu arasındaki karışım ve oluşumların ARZA GİREN su, hava ve diğer şeylerle BERABER GÖRÜNMEYEN ENERJETİK IŞINLARINDA ARZA HULULİ ve DAHİ SİRKİLASYONUNUN DEVAMI olan. Bu GİRENLERİN YAPACAĞI VAZİFE BİTTİKTEN SONRA TARDİYE gibi BİR KISMINI YİNE DOĞANIN İŞİNE YARAYACAK ŞEKİLDE REDDETMESİDİR. İşte bu FİİLİN ASARIDIR ki KABUK ARZIN NİSBETEN HAFİF olan YERLERİNDEN bazen ANİ HAREKETLER HUSULE GELEREK FIŞKIRMA ve YANARDAĞLAR PEYDA OLUR. Bazen bu ANİ HAREKETLER YER ALTINDA OLUP ARZDA TEZELZÜLATA SEBEP OLUR. Yani bu ÇEKİM ve İTME GÜÇLERİ-NİN ZELZELEYİ MEYDANA GETİRDİĞİ gibi AYRICADA ARZIN İNCE BİR KABUĞUNDAN FIŞKIRAN, YANARDAĞLARIN TEŞKİLİNE SEBEPDE OLUŞUDUR. YANARDAĞLARIN FIŞKIRMASINA ARZ BİR NEFES ALDI diyede DÜŞÜNÜLÜR. CAZİBEYİ ÇEKİM GÜCÜ ile oluşur

Yazan:M.Eski
Derleyen:S......
AY-GÜNEŞ-ARZ ve BAHRİ MESCUR ÇEKİM GÜCÜ: Ruhi vücudun örtüsü fizik bedendir. Buyrulan”suyun örtüsü esire-bahri mescura ayın etkisi sebebi ile meydana gelmiş bir olaydır”. Bilindiği gibi MED ve CEZİR SULARDAKİ ve ARZDAKİ GEL GİT OLAYLARINI AY KURGULAR. AYIN ÇEKİMİ yalnız SULARDA OLMAYIP KARALARIDA ÇEKTİĞİ BU GÜNÜNÜ İLMİ ile BELİRLENMİŞTİR. Bir dehşet olayki bu çekim gücü ile yer küre 50-55cm yükseldiğinden haberimizin olmayışıdır ama bugünün ilmi cihazları ile ölçümlenmekte. Su cisim olduğu için çekim kolayca olur düşünülsede katı cisimde karalar nasıl çekilir Sorusuna cevap ilmi tetkiklere göre atmosfer etkisine göre karalarda yumuşak olduğu esiri sisteme göredir. Hatta yumuşak karşılık vermektedirki çekim gerçekleşsin.
Buyrulan”Ayın üzerinde olan setresi(çekim gücü)küreyi arz ve külliyeyi şemsten(güneşe tabi olan gezegenler ve ne var ise hepsi) hasıl olan tedvir(döndürmek, idare etmek)müessire yahud tedviri merkeziye ve harekatı ihtizaziyedir. Eğer bunlar olmamış olsa kamerin esire olan tesiratı muattal olur. Bunların her birerlerinde faal esirden iktibas olunan hayat kevne Salih bir sıhati umumiyedir. Allahu alem bunda müessir olan ziyayı şemsin küreyi arz üzerindeki tesiratı müleccelesidir ve hayat memat (ölüler ve dirilik)bu müvellitlerden(husule getiren, doğuran)tevlit eder(sebep olmak). Ama ruhun yahud hayat seyalının tehareti telvisat(kirli) bedeniyeden mağdut olan, gayrin hukuki ile telvis(kirlenmemek) etmemektir”. Bunlara örnek ayet; Müdessir 4.”ve siyabeke fetahhir”,(elbiseni temiz tut)ve yine Müdessir 32. ”kella vel kameri”v(hayır, hayır ay hakkı için). Buyrulur”Burada VAV’i mustağile KEL LA’daki KEF(atayı sıfat)ile LAM(Lamül istiğdat),Lamül vesileyi yahud Lam’ül ilmi tesahhub(sahib çıkana) edene KEF(sednetül seb’a)’den kevnin risaletini müşahede etti. Zira”KAMER URFEN BİR RESULDÜR BAĞZI HALATTA TESİRİ VARDIR(halat bir birbirlerine teyze gibi yakınlığı ile). Bir şeyin fena ve helakını mucib olduğu gibi sürati telvin (renk verme) gibi ef’al müteessirede dahi bulunur. İnsanın vücudu
dahilinde bile kamerin tesirat ve muamelat mahsusası olduğunu ve birçok şeylerde fena(yok olma)ve helakaküm tebdil teğayyuratın(değişiklik) tahvilat kamer ile husule geldiğini ashabı tetkik müşahede eder”buyrulmuştur.
KAİNAT GÜNEŞ, AY, YERKÜRE BİRLEŞİK ALANLAR içinde BİR BİRLERİ ile İLİŞKİ ve KURGULARI VARDIR.
KAİNAT ya HEP veya HİÇ BÜTÜNLÜK FERMİLASYONLARI ile BİRLİKTE ÇALIŞIRLAR. Müdessir 4.”kamerin (ayın)üzerindeki seteresi”. Sağdadi ilimle anlıyoruz ki; KELLA’daki LAM istiğdatdır. RET oluyorum gibide olsa kendimi atayı sıfat(KEF) vücud olarak belirlemenin istiğdadını düşün! Şöyleki”lamul vesileyi yani istiğdatının bir ilmü ledün ilmine tesahül sarhi çekmeklimiz ile dünyaya geleceğimizle”sednetül seb’a dan (KAF)kevnin risaletini müşahede ettiğimizdir”buyruğu ile Sednetül seb’a; Dünyaya mürselin olarak gelişimizde İLKİYAT KEVNİ YAPI OLARAK GÜNEŞ’den, AYA’mı ZİYAYI BEDEN OLARAK arza çalışacağız. Bunlarki ilim, irade…vasıflarıdır. Görmeninde mana soyut vücudu vardır. Bu anlayışda bu sedenat titreşim mana 7’li soyut değerler ne güzelki esasta ruhi vücudumuzun oraca mana maddeleridir. Bu değerler ruhi vücud kurgulamasında her insan ve mahlukatın üzerine konmuştur. Gözün var görmesi de var, görmeninde insan olduğunu yazarız.
Yine“sedneyi seb’adan(KAF)kevnin risaletini müşahede etmekliğimizdir”buyrulmuş. Kevnin risaleti olduğu beyan edilmiştir. Şöyleki İNSANIN ZİYAYI VÜCUDU GÜNEŞDEN ARZA GELİRKEN İLK UĞRAK YERİ
KAMER yani AYDIR. AYIN IŞIĞI YOKTUR, GÜNEŞDEN GELEN ZİYALAR, RADYOSYON FOTANTİK DEĞERLER AYA AKS ETMİŞTİR. UNUTMAKİ GELENLER IŞIN HALİNDE SENLİĞİN idi. O zaman AY’da BİR RİSALET VAR! RİSALET; Birisini bir vazife ile bir yere göndermek. İşte bu anlamla kevnin risaleti olan AYIN VAZİFESİ; AYA GELEN IŞIN BEDEN İNSANLARI RİSALETİ ile DÜNYAYA ŞU’UN ZAT olarak BABA BEL KEMİĞİNE IŞINLAMASIDIR. ”zira kamer urfen bir resuldur” buyrulur. URFEN: Işıklı mürselat güç. Bu olayda yine mürselattan GÖNDERİLEN IŞINLI GÜÇ atayı esmaya istinatlıdır. Ziyayı beden insanların gücü yaratıcılığı ile aydan babaya gönderilişi ayın risalet hali ile ziyayı insanları bir yaratıcı vasıf ile gönderdiğini ay yapıyorsa şu gizemli saltanatı kim? Düşün.
SIR: Güneşin ışınları ayın örtüsü-setresi olduğu ile ayın çekim gücü güneşden aldığı bir ışın gücün
etkisi ile olduğu ikili birliğin dehşetidir. Güneşin ışınları ziyayı vücut insan olduğuna göre, ayın küreyi arzın peyki oluşu ile arza tabi kılınışı üçlü değer birliğin en azından bir ifadesi.
Buyrulan”Küreyi arz ve külliyeyi şemsten hasıl olan tedvir”. TEDVİR; Döndürmek, idare etmektir. GÜNEŞE TABİ OLAN GEZEGENLER ve SİSTEMİMİZDE NE VARSA HEPSİ GÜNEŞİN IŞIN DEĞER VARLIĞININ UYUMU ve BİRLİKTELİĞİ ile HAREKET ETMEKTEDİR (ışınlar sizliğiniz idi). Buyrulur”tedviri müessire yahud tedviri merkeziye ve harekatı ihtizaziyedir”ve anladımki tedviri idare olunuş güneşin bu olgulara müessir oluşu tesir edişi uyumu içinde tedviri merkeziye olduğu ile her şeyi ay ve küremiz dahil olduğu şekli ile zelzeleyide titreşim kabullendiğimizde arzdaki zelzelede güneşe tabi oluşu ile meydanı zuhurdadır. Güneş bazı kere tutulduğu anlamında ayın, güneşi kapaması güneşe daha yakın bulunuşu ile titreşim çoğulu ile karşılıklı bulunuşları zelzeleyi titreşim bir hayati oluşum dengesidir. Bu ikili kendi hareket isteyişleri ve bazen fark edemediğimiz zelzele şiddete tabi kılınışı ile belirlendiği yine insana ait bir olaydır. Şurası bir gerçekki bu titreşimler her an mevcut olduğu bilinen bir keyfiyettir. Yine buyrulur ”eğer bunlar olmamış olsa kamerin(ay)esire olan tesiratı muattal olur”. Yani”Bunlar olmamış olsa”. “bunlardan” kast ettiği nedir? Kainat olgu içeriğindeki güneş, ay, arz diye belirlesek. Bunlar ne olurki insani varlığın yanında. Hepsinin en azından hizmeti insan içindir ve insandandır. Ayın esire olan tesi-ratı varmışki olay ve cisimler muattallıktan(kullanılmaz)kurtulmuş olduğudur. Şu gecelerimizin salta-natı benliğimiz ay esire tesir edişini bilen yoktur. Peki esir nedir? Bahri mescur diye tarif edilir. Fezayı sonsuzluğun bir bölümü esiri alemdir. Veya evrenler fidanlığı imiş. Kainat oradan filizlenip kendini ye-rine göre belirlemesi ayın esire etkisi ile oluşunu bir düşün ve Hayatı mecuğle yani gizli hayat denge-lemelerine bir bak! Dengeleyen, kendine en iyisi bir bak her şey sana nispetli bir hayat yaşadığıdır. ”Güneşki bir anlam alan mekan olarak cennet olsa revadır”buyrulmuş.
SIR: Sistemlere bak kendin için var olmuşlarsa, DÜNYA ÖTESİ VARLIĞININ CENNETİNİN BİRİDE DÖNÜŞÜN DE GÜNEŞ OLACAĞI ve ÖTESİNE GEÇECEĞİNDE MÜJDELER ARASINDADIR.
Sahifeyi istiğdadınla oradada zuhurda olan senliğindir vücudu muktesebenle. Yeryüzü halifeliği yine senliğin ise yer yüzünüde senliğin ile kurmuşluğundan haberin varmı? Hakka halifeliğinle bir olayki zelzelede senden tevlid etmektedir. Bunlar esire ayın tesiri idi. Yine esire bahri mescur deyişimizin bir sebebide bahri mescurki alevli deniz anlamıda vardır.
AY yer küreyi bütünü ile çektiğinden arzın merkezindeki alevli denizide çektiğidir yani mağma taba-kkatına”mai defik”tazyikli su gibi düşünürsek oraca bir gerilim vardır. Arzın yükselti dağlarını ilk he-def olarak ayın şiddetli çekimine karşıt kalan dağlardan volkanlardan fışkırması. Mağmayı ilk ayın çe-kimi dağ olduğu için yer sathında mağma fışkırmadığıdır. Biz buna“yanardağ”tabiride kullanmışız. Bu anlayışla esire nispet ettiğimiz bahri mescuru yani”alevli denizleri”de esiri anlam ile tarife getirdik. Demek olduki mağma tabakasıda esirden madut ve esire tabi ise”Ayın çekim uzantıları olmasa idi ha-yat battal olurdu”buyruluyor. Bu iddifa(mağmanın fışkırması)arzın bir nefes alması olayını gerçekleş-tirdiğidir. Bir anlamıda arz yeni bir hayata kavuşması, kendini yenilemesi, ziyayı beden halin manayı da kurguladığı ile arzın insana tabi oluşu ile arzda kendini canlı olarak yenilediğidir. Ziyayı vücut insa-nın enerji bedeni güneşden ışın halinde çıktığı ile aya tesirini ilkiyet kabul etsek ayın çekim gücünü güneşden aldığı ile(benliğim ile)vazife başında oluşu hayretlerimizdir. Zelzele olayıda bu bütünlüğün bir parçasıdır. Arz olmasa idi zelzele olurmu idi? İlmi anlayışlar ayın dünyadan koptuğunu söylüyürlar. O zaman ayın arzdan farkı ne olabilir. Tevhidi birlikteliği ayrı ayrı mekandada olsa yaşamakta bir bü-tünlüktür. Amerika ve Afrika kıtalarıda bir arada idi bir kopuşla ayrı görüntü vermektedir. Böylece bü-tüni olay zelzelede dahil güneş ışınları ile aidiyeti güneştir, ziyayı insandır bir boyutta! Şöyleki bütüni kürelerin insana müşabik bir benzerliği ile sarf ettiğini yerine koyar. Yoksa her şey helak ve muattal olacağı aşikardır.
Dünya nizamında güneş ay ve arz var bunlar üçlü gibi görünssede tevhidi birlikte vazife almışlardır. Güneş tutuldu diyelim. Güneş tutulmuyorki güneş kendi yörüngesinde devam ediyor tutulmuş değildir ay ise ondada bir tutulma yok yörüngesinde devam ediyor. Yine tembihli zamanda ay güneşle karşı karşıya gelmiştir. Ay ışığını güneşden aldığına göre bu durumda güneşden gelen dik dipole ışınları aldığı için(yatık değil dik)ay şiddetli bir ışın şarzı içinde bulunduğudur. Bu güçlü zaman tembihi içinde şarz oluşunun ilmi sebepleri ise ayda bir çekim gücü mihraklanması ile ay aldığı bu şarjlı gücü ile kazandığı güneşden aldığı ışınları 2 yönlü icraya giriyor. Şöyleki ayın aks ettirdiği insanların bir yönü ta esiri bahri mescuri aleme ulaştırıyor. Tepkisi ile bir yönünüde arzımızın mağma tabakasına tepkisi veya etkisi ile ulaştıryor. Ayın bu olayda kazandığı çekim gücü med ve cezir çekme-itme gücündedir.
Zahiri manada ay gecelerimizi aydınlatıyor dersek çok dar bir anlayış. Gökteki ay boş yeremi konmuş. Bu işi sadece güneş yapmış olsa bu bir birlikteliğin ifadesini şöyle açıklayabiliriz. Ayın vazifesi olarak ay çekim ve itecekle vazife alışı ile denizleri ve dünymızı 55 cm çektiğine göre bu çekimi şarzlı hali ile dünyaya gönderdiğinde dünya yapısı sivri dağlara ilk önce çarpıyor sonra sathına eriştiriyor(yıldırım da sivri yerlere düşer). Olaya devamla arzımızın mağma tabakasına kadar çekim ve itme gücünü oluşturuyor. Tesir-etki, tesir fiziği ve ilahi kanun gereği ayın ışınları dünya sivri dağlarına tesir ettiği ile. Mağma tabakasındaki etkisi karşı tesir ile arzdaki o ateşin deniz aksi tesiri ile mağmayı yine arzın tepelerinden fışkırtıyor, yanardağlar bu anlamdadır. Arzın sathında bu fışkırma olmamıştır. Olay anlaşıl-mış oluyorki ayın ilk tesiri ışınları dağlara olduğu ile mağmayı çekmesi ilk tesiri yere çekmesi ile mağma fışkırıyor. Tesir aksi tesire eşitliği alan ve mekandada kendini dağ sırrı alanlarında belirlediğidir, böylece çekim alanınıda belirliyor.
SIR: Şimdi düşün ayın çekim gücünü yalnızca denizlerimi çekiyor? Olay tek kanunla icra edildiği için
İNSANIN BEYİN SUYUNUDA FARKINA VARMADIĞIMIZLA ÇEKTİĞİDİR. Nizama bir bak beyindede çekim aynı olduğu halde arzı, denizi çektiğinde bizlerde dünya üzerinde olmaklığımızla arzı çektiğimizde bizide çektiği için farkına varamıyoruz. Dünya dönüşümü dünya ile beraber döndüğümüz için farkına vara-madığımız gibi oluyor.
AY YER KÜREYİ BÜTÜNÜ İLE ÇEKTİĞİNDEN ARZIN MERKEZİNDEKİ ALEVLİ DENİZİDE ÇEKTİĞİDİR. Yani mağ-ma tabakatına ”mai defik”tazyikli su gibi düşünürsek oraca bir gerilim vardır. Arzın yükselti dağlarını ilk hedef olarak ayın şiddetli çekimine karşıt kalan dağlardan volkanlardan fışkırması MAĞMAYI İLK AYIN ÇEKİMİ DAĞ olduğu için YER SATHINDA MAĞMA FIŞKIRMADIĞIDIR. Biz buna“yanardağ”tabirini kullanmışız. Bu anlayışla esire nispet ettiğimiz bahri mescuru yani”alevli denizleri”de esiri anlamla tarife getirdik. Demek olduki mağma tabakasıda esirden madut ve esire tabi ise”ayın çekim uzantıları olmasa idi hayat battal olurdu”buyruluyor. Bu idifa(mağmanın fışkırması)arzın bir nefes alması olayını gerçekleş-tirdiğidir. Bir anlamıda ARZIN YENİ BİR HAYATA KAVUŞMASI, KENDİNİ YENİLEMESİ. ZİYAYI BEDEN HALİN ile MANAYIDA KURGULADIĞIN. ARZIN İNSANA TABİ OLUŞU ile ARZINDA KENDİNİ CANLI OLARAK YENİLEDİĞİDİR. Ziyayı vücut insanın enerji bedeni güneşden ışın halin de çıktığı ile aya tesirini ilkiyet kabul etsek. Ayın çekim gücünü güneşden aldığı ile(benliğim ile)vazife başında oluşu hayretlerimizdir. Zel-zele olayıda bu bütünlüğün bir parçasıdır
Bu fizik kanunları arasında 4 güç bizi çevrelemiştir. 1-Nükleer güç yani atom çekirdeğindeki güç bu ufacık atomik güçle dünyayı bile yıkar yok ederiz, 2-Elektro manyetik güç, 3-Zayıf güç. Bu üçlü atom bünyesinde vazife başındadır,4-Çekim gücü ve atomun dışında haricindedir. Çekim gücünün güçlerden ayrıca bir gücü varki nerdeyse sonsuza ulaşıyor ve çekiyor. Onun için AYIN ÇEKİM GÜCÜ MAĞMAYA KADAR ULAŞIYOR. Acaba bu çekimde çektikleri ile beraber nice nice zelzeleler oluyorki farkında değiliz mağma hareketi geçip dağdan fışkırmasındaki o müthiş hareketinde zelzeleler vardır. Şimdi aymı, arzdır ki zelzeleleri meydana geliyor yoksa güneşmi? Ve dahi güneş tutulması ile ayın alakası yokmudur?
Yazan:M.Eski
Derleyen:Sevim

23 Mayıs 2010 Pazar

ALEMİ SUBUT-ALEMİ VÜCUTDA AHADİYET ve VAHİDİYET

ALEMİ SUBUT-ALEMİ VUCUDDA(Murakebetül subut fil vücut) AHADİYET ve VAHİDİYET: Buyrulan”Meratibi ahadiyet, vahihidiyete teaküs etti esma ve sıfat ile muttasıl oldu ” AHADİYET, ALLAHIN ZAT MAKAMINA EN YAKIN MERTEBEDİR. Burada BEŞERİ-YET GÖZÜKMEZ SIRF ALLAH’lık TEKİLLİĞİDİR. VAHİDİYET ”BİR”ANLAMINDA OLSADA, esasta AHADİYET ve VAHİDİYET olan şu fizik bedenle ÇARPIŞTIMI, bu TEAKÜSTE (birleşimden),ÇARPIŞMADAN ÇIKAN NETİCEKİ, ESMA ve SIFAT ile VAHİDİYETİN AHADİYETE MUTTASIL OLMASI-BİRLEŞMESİ, VAHİDİYETE artık VÜCUDU MUKTESEBEYİ YARATTIRACAĞIDIR. Zaten fizikde çarpışmalar diğer canlının meydana çıkmasına sebeptir. Anne baba ile çarpışırsa bir çocuk dünyaya gelecektir.Allahımızın emri ile istediki SIRRI AHADİYETİN(ademi vasfın ilahi tarafı olup, vahidi-vahdani birliği tekilliği ise berzahiyetteki beşeri Muhammedi yönüdür) VAHDANİYETİ BİLİNSİN.
HÜVALLAHİ;O Allah AHAD,“Bir”anlamında HU hüviyet oluyor.Onun için HU,”O”MANASINDA OLMAYIP HÜVİYET anlamı ile düşünürsek ALLAHA HÜVİYET KAİNAT OLMAKLA BERABER ancak İNSANDIR.Çünkü İNSAN MEVAİKİ NUCUM OLMUŞ BİR SUBUTİ,VÜCUDİ KAİNATTIR.Sen Allaha SOYUTİ SOMUTİ,SUBUTİ,VÜCUDİ olarak HÜVİYETSİN.Bütün hüviyetlerde Allah tevhidi ve Necati(kurtuluş)marifeti ilminle birdir.AHADİYET ruhi vücudu-muzun olması ile ZATÜLBAHT ahadiyetin üstünde zat makamı olup zatın oraca bir teaküsü ile hâdi birliktelikteki ruhi vücudumuzu temsil ettiği Kur’ani bir ifadedir.
Vahidiyet tek ve tekilliği temsil etmesiyle fizik bedenimize VAHİDİYET ifadesi uygun görülmüşdür. ”Ahadiyet vahidiyete teaküs etti” buyrulmuş.İnsanın dünyaca gözükebilmesi için RUHİ VÜCUDU AHADİYETİMİZ yine oraca mana değerdeki fizik bedene teaküs(aks)etmesi veya çarpışması ezvacında zuhur edecek olan varın yaratılmış görüntüsündeki şu dünya vahidiyetle insanın zuhuru olmuştur.Mademki “ahadiyet,vahidiyete teaküs etmesi ile insan ki esma ve sıfat ile muttasıf oldu”yani vasıflandı.”VALLA HU AHAD”O bu hüviyette birdir.”Ahad “yani“el ağbudü vel mağbud”sırrı ile Ağbud ve Mağbud ahadi birliğin sırrı nişanesidir.AHAD hüviyeti mutlakadan yani sizin ruhi vücud olarak Allahın mutlak hüviyeti haliniz ile“esma ve sıfata mukarren olmayan zat”zatulbahtda bu hal yoktur orada bu hal birliğindeyiz. Hakkın sırrı olarak abidiyetteki inanış ve yaşantıda AHAD YANLIZCA ALLAH’dır.
Gizemli dünya kuruluşu içinde”benden ala varmıki” diye düşünülürken Bir bütünlük ahadiyeti ortaya çıkıyorki lügaten VAHİD, bir demektir. AHAD ise her şeye cami birliktir. İkiside birlik ama sistemde her şeyi cami olan ahadi birliğe tabi oluşta kendi birliğini bütünde bulmak en güzelidir. Bu olayı teyid eden hükümki “lekat caiküm resulin min enfüsikim” resulullahı belirlediğidir. Manası ise”mecmuğu âlemin nufusundan bir resul körünmüştür”. Muhkemesine, dikkate davet ederim. Burada ÂLEMDE HER ŞEY NEBATTA OLSA EZVACİ SİSTEMİ UYGULADIĞI İÇİN NEFSİ VARDIR. Başta insan olmak üzre bu takdir ile bir resulin görünmesi “ahadi birlik”tir. Her şeye cami olan ahadiyette tekiliğimizi anlamış olalım.
Yine, örneği kendimizle belirlersek, şu fizik bedenin mecmuğu hücreleri ufacık insan olduklarından onlarında ezvaci olayı gizemli olarak dengeleri ile belirsizlikler içeriğinde yaptıkları halde bir nefis gibi görünüme gelen fizik beden insandır resuli zişan kendinle isbat bu yönlüdür. Buyrulan“AHAD, HÜVYETİ MUTLAKADAN ESMA ve SEFATA MUKARREN OLMAYAN ZATTIR”. Anlıyoruzki KÂİNATI DEĞERDE MUTLAK BİR HÜVYETE SAHİP ZATKİ KENDİ ULÛHİYETİNİ GİZLEMİŞ ZUHURU İNSAN OLMUŞ. Onu belirlemek ne mümkün iken, belirmiş olmak keyfiyetini düşün! İşte bu ahadi zatki. BU KERE ONDA ESMA VE SIFATTA YOKTUR. Esma ve sıfat tekilliği, teki belirler. Ahadiyette bütünlük hangi tekili izah eder? Edemeyişi bütünlüğü ile tekilide kendine katmıştır.
Buyruluyorki “zatül bahte kamim(var olan)matlabatül esma reştelerinin hazinesi ve alemi aha- diyetin makusudur”. Anladığımız bu bütünlük şöyleki, ZAT MAKAMINDAKİ ALLAHIMIZ ZATÜLBAHTTIR. Zatülbahtte var olan matlabatül esma varlığımızın reştelerinin hazinesi o olduğuna göre İLAHİ ÂLEM DE BEŞER HALİNE DÖNMEDEN ŞU’UN ZAT OLAN VARLIĞIMIZI MATLABATÜL ESMA OLARAK BELİRTMİŞTİK. Bu hazinede mana benliğimiz var idi ve ahadiyetin makûsu idik. Yani ahadiyetten aks eden biz idik. Anladıkmı şimdi ahadi bütünlüğümüzü?. Ahadi bütünlükteki matlabatül esma reşteleri, parçacıkları gibi titreşen vahidi varlığımız. REŞTELER Kİ BÜTÜNLÜĞÜN ZERRELERİ PARÇACIKLARI gibi olan MATLABA-TÜL ESMA TİTREŞİMLİ REZENANS VARLIĞIMIZI ZİKRİ TİTREŞİMLERLE HAKKI BELİRLEDİĞİNİ ANLA!

MURAKEBATÜL SUBUT FİL VÜCUT(Alemi subut’tan alemi vücuda)
ALEMİ SUBUT KARŞITI ALEMİ VÜCUT
Şey’etil subut “ Fiil vücut
Vavu Mustağille “ Vavu muğtile
Subut “ Vücut
Ruhi “ Nefsi
Ene(ben) “ Ente(sen
İnna(biz) “ İza
Müşahedetül mana “ Mezahiril vücut
Lailahe illallah “ Muhammeden Resulullah
Hakayıkı tecrit “ Fi menazilil tevhid
Esma “ Sıfat
Kuvveyi melkütiye “ Resuli örfi
Vücudi iktisabi “ Vücudu mevhube
Film ters çevrilirse vücuttan subuta veya maddesi sıfıra yoğunluğu sonsuzluğa“mürakebetül subut fil vücut, mürakebeyi ahadiyettir”buyrulmuştur. Subutu ve vücudu yani ruhlar alemine, onun alan mekan kurucusu ruhi vücudumuzu, kevni sistem dünyamızı alemi dünyamızı ve daha bunun kuruluşu, Allahın izni ile şuunatı zat halinle(babaya gelmeden önce)ilmin ışığı kuranı İHLAS SURESİYLE ANLAMAN MURAKEBEYİ AHADİYETTİR.AHADİYET”Bir”demek,bu yalnızca Allahın birliği gibi ifade taşır. Öyle bir tevhidi birlikki her şeyi ve her olayı içine alan birlikteki tekilliktir.
SIR: AHADİ BİRLİKTE ALLAH’ı mızı MUHAMMEDİ-ADEMİ, BİRLİKTE İNSAN KENDİ ÜZERİNDE BULABİLMESİ ve MURAKEBE ETMESİ ancak bu İHLAS SURESİ ile,BİR GECE NAMAZINDA YAPMIŞ OLDUĞUN MURAKEBENDE KALBE GELEN FEYZLE NURLANAN KALBİNDE”kulhüvallahü ahadi”ADEMİ VASFINLA GÖRMÜŞ OLURSUNUZ, MÜJDELERİMİZDİR.
Burada sağdadi beyan ayetimizin sevilen-seven anlamı ile ahadi birlikte Muhammedi murakebenle ayetin elfaz manası”eğer siz Allahı talayı seviyorsanız hemen bana uyunki Allahu taalada sizi sev-sin”anlamlı MURAKEBEYİ MUHABBET SEVEN SEVİLEN ARASI BİR OLUŞUM NETİCESİ KALBİN ÜZERİNDE ALLAH LAFZAYI CELİLİNİ NURDAN YAZILI GÖRMEN BU MUHABBETİN HÂSILASIDIR
1-KULHÜVALLAHÜ AHAD -KALP -TOPRAK-Ademiyet(sol meme altı)
2-ALLAHUSSAMET -RUH -SU -İbrahimiyet(sağ meme altı)
3-LEMYELİD -SIR -ATEŞ -Museviyet(sol meme üstü) 4-VELEMYÜLED -HAFİ –HAVA -İseviyet (sağ meme üstü)
5-VELEM YEKÜNLEHÜ KÜFÜVEN EHAD-AHVA-Muhammedi
MEVAİKİ NUCUM YERLERİ BİLMEK ve NURİ MUHAMMEDİ FEYZİ BURALARDA ALLAHTAN GELENLE BULMAK ve İNSANA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINSA ALLAHI İNSANDA ARAMAK veya ALLAHA HÜVYET İNSAN DEMEK YERİNDEDİR.
”külli şey’in haliki illa veche”,”fe eynema tevellü summe vechullah” nereye baksanız Ahadi birlikte Allaha hüviyet olan hakkın vechini görürsünüz.AHADÜN hüviyeti mutlakadan esma ve sıfata yakla-şık olmayan zat yani esma ve sıfattan münezzeh.Bu ALLAH ve LİLLAH kapsamı üzeri ZAT makamıdır. Ta ki iktisabınla Hakta haktanlığında ancak anlarsın.”iza erade..kün-feyekun”İza terimi külliyeyi Muhammediyedeki oluşum yaratılış ve yaratıcı keyfiyeti belirler. Ayetten maksat“kuhuvallahü ahat” daki anlam ve oluşumları tamamlayan ayettir.Bu ayetin yapıcı yaratıcı mealini Allahta düşünmek yerine Muhammedi sistemde Muhammedi yetki ile insana verilen icadi vaifedir.İhlas suresinde tekillikteki ahadiyet makamı,yaratıcılığı mertebeyi uluhiyete nüzul ederek soyut alemindeki kudretin de gizli olan ruhi yapı insana KÜN emri ile tecelli etti ki bu emir karşıtı laf ve söz değil senin ruhi vücudundur.İşte tecelli budur!BU TECELLİ KAİNAT KURGULAYICIDIR.Buyrulan“rububiyeti esma üzeri-mizde müstevli oldu”bu esma ve isminden kasıt yaratıcı güç ziyayı vücut insandır,gözle görmediğin seni teşkil eden bir hücrenin içersindeki kainatın esrarını sakladığın canlılığın ifadesi olan muazzamiyet Rablığındır.
VELEMYEKÜNLEHU KÜFÜVEN EHAD Mertebeyi AHADİYETTE Allahü Taala’nın hiç bir şey benzeri ve misli olamaz. İHLASTAKİ 1.AHADİYET ile SONUNCU AHADİYET AYNIDIR.Zira ehadiyet tağdat(sayıma gelmez) etmez yalnız burada ehadiyat küfünden münsebibdir” buyrulur. Ahadiyetin çoğalmayacağı tağdat, birlikteliği envaını söylemiyor.Bir husus varsa küfü yani bir aynısı olmayışı mevzudur.ALLAHIN EHADİYETİNİN BİR AYNISI YOK,zaten AYNIYET HİÇBİR CİSİM ve TÜRLERDEDE YOK.Her şey TÜR olarak GÖZÜKSEDE,ASLI TEKİLDEN MEYDANA GELMİŞTİR.Bu anlatımlar sukuttan vücuda doğru akım anlatışıdır, vücuttan subuta doğru anlatışlar piyasa öğretileridir ve yanlışlarını anlayıp düzeltemezlerde.”Ama vahidiyyet HAZARATÜL ESMA olduğundan esmai müteaddiye nisbeti vardır”buyrulur.Ahid birlikteki vahidiyet,ferdiyeti gösterir onun için yaratılmış görüntülerdeki tek,tek varlıklar birer vahidddir. Ayrıcada hazaratül esma olarak her varlığın kendi gücündeki kendine has yaratıcılık vasfı esma yönünden gizli olarak üzerimizde vardır.ESMA ve SIFAT,VAHİDİYET TEKLİĞİNDE MEVCUT ve FERDAN FERDA yani CİSİM,TÜR,ŞAHIS gibi GÖRÜNTÜLERDE VARDIR.
Vahidiyet izafi değer ruhi değil hayati yaşantının levazımatıdır. Alemin gösterişi bu ŞUUNAT zat insanın ve HAVADİS(hadiseleri yaratılmışların)kokusu şekli atayı sıfattan(KEF)iktibas olunmaktadır.ŞUUNATI HAVADİS IŞIK YOLLU YARATILANLAR daha doğrusu VAR OLANIN ZİYAİYETTEKİ VÜCUDİYETLERİN YOĞUNLAŞARAK ŞU BEDEN HALİNDE ARZ KÜRESİNDE GÖZÜKMESİDİR. BUNUN BAŞLANGICI ERVAHİ SOYUTİ TESHİKTEKİ KEVNUNİYETLERDEKİ CENNETTEKİ”kün”EMRİDİR. BÜTÜN EŞYADA MERTEBEYİ AHADİYET de BAĞIMLI ve SAKLIDIR. EŞYA BÖYLE AHADİYET MERTEBESİNDE ”kuhuvallahi ahad”de BAĞIMLI KOPMAYAN GİZLİ OLURSA KENDİNİ ARA DUR EY İNSAN! Bütün eşyada yaşantı hali neşirde zuhuru tasavvur etme, düşünce olan ahadiyet”velem yekunlehu küfüvenahad”alemi haşirde(şu dünya)müşahede olunan ahadiyetin aynıdır.
Mesela; Bir kimsenin küçüklüğündeki siması ile ihtiyarlığındaki siması aynı şahsı meydana koyma ve ima etmekte olup. Gözükmüş olan değişme ve şekil değiştirme hadisatı kevniyye tabirinden maksat haleti HAŞRİ tariftir. Hadisatı kevniyyedendir. Zira ahadiyat sayım kabul etmez lakin her şeyin bir cihet ve yaşantısı vardır. Sıfatı subutiyeyide(sabit ayrılmayan)gizli olan ahad sıfatı selbiyyeden(ayrılma)mühit ve kamindir.
NEBATAT ve MEYVELER GÜNEŞE MAHSUS OLMASIYLA SUBHUTİYETİN TESİRİ BELİREN OLUR. Yeterki SUBHU-TİYETİN HER ŞEYE TESİRİ yani SEMAVAT ve ARZA TESİRİKİ ARZ ve SEMADA OLAN KENDİNE HAS BİR KOKUNUN RAYİHADA HAYAT, HAYATIN KOKUSU OLSUNKİ AYRICADA GÜNEŞDE HAYATIN RAYİHASI ZİYAYI VUCUD İNSAN OLDUĞUNA GÖRE GÜNEŞE SUBBUHİYET TESİR EDER. Yani karşılıklı sevişme ezvacında hayatın belirlenmesi ile semavat ve arzda olan şey’in mecmuğuna tesir eder. Her şey subbuhiyet deryasında şekillenir, vucud bulur. Bunun ayeti deliliki “sebbih lillahi mafissemavati vel arz” bunun lügaten anlamı sema ve arz Allahı zikir eder. Şekliki ZİKİRDEN MAKSAT SEMA ve ARZIN GÜNEŞ ve SUBBUHİYETLE ZUHURA GELECEK HER ŞEYİN HAYATİ VUCUDİYETLERİNİN VUCUDE GELMESİ ESASTA ZİKİRDİR
Kehf 38-2 “vela üşrikü bi rabbi ahada”, (ben rabbime kimseyi ortak koşmam). Buyrulan “biz rabbimize ebedi bir ahadi şerik etmeyiz”. Buradaki sırrı esrar “Ebedi bir ahadi”kelimesi bizi düşündü-rür. Şöyleki vahid ve ahad kelimeleri biri, birliği belirler. VAHİD BİR DEMEKTİR. Her insan birdir, bir-liği belirler, bir aynısı yoktur. AHADİYET, HER ŞEYİ CAMİ yani HER ŞEYİ İÇİNE ALMIŞ BİR BİRLİK DEMEKTİR. Ayrıca bu ahadiyyeti tarifte buyururki “hüviyeti mutlakadan esma ve sıfatta mukarren olamayan zattır” bu bir özel ahadi zatlıkki esma ve sıfat vahiid birlikte olup insanı teşkil ettikleri ile ahadiyette ise BU ZAT ESMA ve SIFATA MUKARREN yani YAKLAŞIMI OLMAYAN BİR ZATI ECELİ ALADIR. İnsanki vahidiyet vasfı ile matlabatul esmadır. Buyrulan “güneşin âlemi rahmuttan iktisab ettiği feyizi(yani insan)âleme neşir ederek âlemde insana rücu eden asarı hayat matlabatül esmadandır
Herkes Allah arayışı içindedir. İnsanki bu anlayışla feyyazı mukayyede oluşunu bir düşün kainat seninle kurguyla sana gelmekte senim hizmetindedir sende sen olmakta. Sen böyle isen resulullah efen-dimizin subbuhiyetini bilmemizle nedir bu insan kendini tanı! Subhutiyetin bir anlamı ALLAH DEMEKTİR her şey ALLAHTAN ise ve KAİNATTA ne gibi bir OLUŞUM VUCUDİYETLER KENDİNİ GÖSTERMİŞ ise SUBHUTİYET DERYASI İÇİNDEDİR.
Örneğin; 2 Hidrojen ve 1 Oksijen birbirleri ile sevişmiş ezvaci olayla suyu meydana getirmişse bu bir kemiyeti maddi olayın su olarak zuhurudur. SUYUN KEYFİYETİ ise İNSANA ve HER ŞEYE HAYAT VERİ-Şİ YARATMA İŞVESİ SUBHUTİYETTİR. RESULULLAH EFENDİMİZİN KENDİSİ İLE CARİ OLAN SUBHUTİYETİ ALLAHLA BİRLİKTELİĞİDİR. İlahi yardıma peyder pey(yavaş yavaş)bizim üzerimize gönderdiği manayı kur’anla tecelli edişidir. Hakkın yardımı yavaş yavaş ise şimdi düşün nereden geldim? Şimdi neredeyim ve nerede olacağım? Hakkın rahmeti bizimle olmuştur. Bu rahmeti keyfiyet halimizle kainata müstevli oluşum kainatın bendenliği artık ilmin ışığı SULTANİ GÜÇ şu’un zatlığımla şu’unatı hayatı kurguladığım haktanlığımladır.
SIR: Haka yaklaşımlı insanki zahiri ref ettiğinde ”İNSANIN SUBHAN VEÇHİ YANAR. Zira SUBHAN SUBHATI VECİH VUCUDU HALKİDEN İBARETTİR” buyruğu belirleniyor. Allahımızın sıfatı sabite isim ve sı-fatlar tekvin denge İNSAN ONUN İZNİ İLE YARATICI VASIFTADIR.
Âlemi subhutiyet “subhanellezi esra bi addihi beylen”ayetinde İNSANKİ MİRACA ÇIKTIĞI HER ANKİ HALİNDE ve ZAMANINDA. Hakka vusul edişi subhanın subhutiyetidir ki esra deyimi ile Allah’la beraber yürüyen anlamlı gizemi manayı bahislediğidir. Ey dost bundan şüphen olmasın bak kendine ve tanı kendiniki ŞU ANDA İLAHİ ÂLEME HAKLA BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜMNÖMRÜNLEDİR. Yukarıki keheffü ayetimiz bunu açıkça belirliyor. Tekrar ayetimizi yazmak gerekli”illa en yeşaallahü”ancak YAŞAM ALLAHLADIR. Yaşamın binası Hakkın bizlere bah’ş ettiği onun MURADINDA OLAN BİZLERE VERDİĞİ GÜÇ İLEDİR. İRADE GÜCÜDÜR bilinirse. Vucudu güç sıfatı selbiyenin üzerimizde saçılmışlığı ile bizdedir. Sıfatı selbiyenin birincisi vucuddur kısaca manası var olmadır yani ilahi âlemde vardık. Orada yaratılma yok. Hakta vardık anlamlıdır. “Kıdem” ise başlangıçsız olmak yani varsın başlangıç yok.
Selbiye sıfattan“baka”ise sonsuz olmaktır ölüm son değildir. “Vahdaniyet”ise hakkın tekilliğin de tek olmaktır. Sonuncusu ise ayniyet yok benzersiz olmak bir benzerin dahi yoktur. Şimdi Bu ma-naya yaklaşımlı anlamlar kimi tariftedir. Hakkın sıfatı selbiyesi insanı belirlediği ile sizleri zahirden kurtarıp manaya müracaatı vucuden yaptığımızdır lafla sözle değil vucudumuzladır. Böylece yukarı ki ayetimize verdiği mana anlamı zahire çıkıyor. Buyrulan“meğer Allah murat ederse sizin lisanı-nızdan O şeyin söylenmesini ve yazı ile meydana getirilmesine güç verir”. Zahir uleması sıfatı sel-biyyeyi yalnızca Allah sıfatı olarak öğretir ve kendini asla bu sıfatta bulamaz. Bilmezki vahdeti vu-cuddan habersizliği ile kendinide tanımadığı zahir anlayışıdır. “Manasız zahirin hükmü yoktur” buyruğunun sevinci neş’esi şenliğinde gönül sazını çalıyor.
24.ayet -2. “..vezkür rabbeke iza nesiyte vekul asâ en yehdiyeni rabbi li ekrebe min haza reşeda”(Unut-tuğun zaman Allahı an ve şöyle de”Olurki Rabbim beni bundan daha yakın bir zamanda dosdoğru bir muvaffakiyete ulaştırır”).
Şimdi bu semavat ve arzı yine bir ayetle izaha getireceğiz. Güneşde dahil olmak üzere ayetimizki Hadid 1.”sebbeha lillahi mafissemavati velard”sebbih ve tesbihten subbuhiyetten anlamı ile“semavat ve arzda ne varsa onu tesbih eder”şekliyle. Zahirden manaya yükseliş“ Subhutiyet, harf ve ses (savt)iktiza etmez(sözle harfle anlatılmaz) ceryan ile malum olur. Bir (ilimdir)subbuhiyet eşyaya sirayet ve ceryanı ile(semavat ve arzın zikri budur)mezahiril vucudun(yani vucudu beşeriyeti teşkil eden bir heyeti mücessemedir. Buna mezahiril vucut denilir)Menabiri şuhudda(yani dünyada) müşahedesini iktiza eder. Keyfiyete Hamdi caizdir”. Nebatta escar(taş)güneşe maküs olmasıyla subhutiyetin semaya tesiri müşahede olunur. Subhutiyetin escar esmada(meyvelere) müşahedesi anın ceryanı ile üzerinde hâsıl olan ahvalat ve şu’unatı müşahede olunur”buyrulur.
Nebatat ve meyveler güneşe mahsus olmasıyla subhutiyetin tesiri beliren olur. Yeterki subhutiyetin her şeye tesiri yani semavat ve arza tesiriki arz ve semada olan kendine has bir kokunun rayihayde hayat hayatın kokusu olsunki ayrıcada güneşde hayatın rayihası ziyayı vucud insan olduğuna göre GÜNEŞE SUBBUHİYET TESİR EDER. Yani karşılıklı sevişme ezvacında hayatın belirlenmesi ile semavat ve arzda olan şey’in mecmuğuna tesir eder. Her şey SUBBUHİYET DERYASINDA ŞEKİLLENİR, VUCUD BULUR. Bunun ayeti deliliki “sebbih lillahi mafissemavati vel arz” bunun lügaten anlamı “sema ve arz Allahı zikir eder”. ZİKİRDEN MAKSAT SEMA ve ARZIN GÜNEŞ ve SUBBUHİYETLE ZUHURA GELECEK HER ŞEYİN HAYATİ VUCUDİYETLERİNİN VUCUDE GELMESİ esasta ZİKİRDİR. Bu keyfiyeti gaibi olay yine avalimi ilahiyeden alan mekânlardır.
SUBUTİ ALEM:
Dikkat! “İlhamını subutta göstermiş olduğu”açıklık bekler. SOYUT ve MANA DEĞERLER MELEKUTİ VA-SIF TAŞIDIĞI ile İLHAMİ DEĞERİDE SUBUTİDİR. ŞEY’ETÜL SUBUT ALEMİ bir SEZİŞTİR, İLHAMDIR VAHİYDİR. Herkes zaten SUBUTİ ALEMDE vardı. Oraca öğrendiklerimiz vucudi benliğine kanmuştu. BİRDE BİR olan yazdığımız anlamlar zaten subutidir. Dünyaca gösterdiğim”Benden iyi vahyi olurmu”diye cebrailiyeti vucudumuz teşkil etmiştir. “Allahın yanından geliyoruz, canlı vahyiyiz”haberi etmiştir. İkinci bir şah-sa luzum kalmazki! Haktanlığımızla Hakkı bizden ala bilen olurmu? Buyrulan“Alemde insan ne büyük bir makamı haizdir, cenabı hakkın halifesidir, belki yedi kudretidir”. Hem CENABI HAKKIN O’nu TEMSİLEN HALİFESİ OLACAĞIZ, birde CEBARİLMİ ARAYACAĞIZ! Arasaydık özrümüz kabahatimizden büyük olurdu. Bu anlamlarla öğrenip öğretmekle insanlık erkanı zuhura gelir. Sağdadi ilimsiz insan bir şey dahi ifade etmez. Bu ilim ile insanda zuhura gelen EF’ALİN dahi SONU RABLIKTIR. RAB ise ÖĞETİCİDİR. İşte bu RABBİ ZAT KİŞİLERİN MANEVİ TERBİYESİ ALTINDA OLUP KENDİNİ TANIMALARI bu ZATLARLA OLUR. Başka çare yoktur.
Haka yaklaşımlı insan zahiri ref ettiğinde”İNSANIN SUBHAN VEÇHİ YANAR. Zira SUBHAN SUBHATI VECİH VUCUDU HALKİDEN İBARETTİR”buyruğu belirleniyor. Allahımızın sıfatı sabite, isim ve sıfatlar tekvin den-ge İNSAN ONUN İZNİ ile YARATICI VASIFTADIR, manan budur. Âlemi subhutiyet“subhanellezi esra biaddi hi beylen”ayetinde İNSAN ki MİRACA ÇIKTIĞI her an ki HALİNDE ve ZAMANINDA. Hakka vusul edişi subhanın subhutiyetidir. “Esra”deyimi Allah’la beraber yürüyen anlamlıdır. Bak ve tanı kendiniki ŞU ANDA İLAHİ ÂLEME HAKLA BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜN ÖMRÜNLEDİR. Kehf 24. ayet bunu açıkça belirliyor”illa en yeşa allahü” ancak YAŞAM ALLAHLADIR. Yaşamın inşası Hakkın bizlere bah’ş ettiği onun MURADINDA olan BİZLERE VERDİĞİ GÜÇ İLEDİR, İRADE GÜCÜDÜR bilinirse. Vucudu güç sıfatı selbiyenin üzerimizde saçılmışlığı ile bizdedir.
(Seyyid Ahmed Hüsameddin şan Hz.lerinden bilgiler. Yazan Mahmut Eski')
Derleyen: Sevim

ALEMLER ve ANASIRI ERBAĞA(Hava-su-ateş-toprak)

ALEMLER
Mürselat 2.(Şiddetli rüzgar gibi uçan melekler hakkı için)Burada olay İNSANIN DUYUMLA-RINDAN OLAN İSTİĞDATLARIDIR RUHİ VÜCUDUMUZ BİRBİRLERİ İLE ÇARPIŞARAK O NURİ VÜCUDUN ARZA DOĞRU İNMESİNE SEBEP TEŞKİL EDER. Misal; Arzu, iştah, aşk, hırs, insanı yöneten duyulardır. Acaba bunların maddesi nedir? Hangi madde ve anti maddeden yapılmış, insan dengesine yerleşmiştir. Ayrıca bunların bir zeka ürünü olduğu da düşünelemez bunlar istiğdat kapsamına girer. Her insanda başka değerdedirler ve çarpışma olayından(teaküs)sonra, sen-ben-o şahsiyetleri avalimi ilahiyeden ayrılarak 2.alem olan sabitat alemiki ruhi vücut alemi veya şeyetül subut diye vasıflandırırız.
Misal; Şu dünya alemi dediğimiz güneş arz ve bunlara tabi yıldızlar bir alem diye vasıflanıyor. Ayrıca ATOM SEVİYESİ DÜŞÜNÜLSE,ATOMUN BÜNYESİNDEKİ NÖTRON, PROTON, ELEKTRON ve BUNLARIN ALTI PARTÜKÜLLERİNEDE KÜÇÜK ALEM DİYORUZ.BÜYÜK KÜÇÜK BÜTÜN OLAYLAR HER İKİSİNDEDE KENDİ ÖLÇÜLERİNE GÖRE VAZİFEYE DEVAMDALAR İLAHİ ALEMDEN AYRILIŞIMIZDAKİ OLAYLARDA HALKİ HAYALİ VÜCUDUMUZU DÜŞÜNMEDEKİ KEYFİYETSİZLİK GÖRÜNMEZ KEMİYETİYLEDİR. İşte esasta var olan insanın avalimi ilahiyeden 2.alem olan sabitat yani ruhlar alemine inişe bir olgunluk daha kazanarak, dünyaya iner, hakkın zuhuru vasıfla beşer mayasında, renginde,kokusunda vasıflanarak oradan dünyaya inmeye başladı, kendisinde artık beşeri hallerden koku zevk gibi vasıflarla belirlendi. ”Asifetinde ”tekasür etmesi “koştukça koşanlara”gibi kararlılığıdır.
Vücudumuzu, ilahi vasıf ile henüz görünürde alemi şuhud dünyada ortaya koyamadığından(kendini temsil eden ziyayı vücudunu)ilahi alemden 2.bir alan, mekan ve zamanı olan ayanı sabite miratında yani sabitat aleminde bir ümmeti külliyeyi Muşahhasa(SAD)şeklinde buldu. Şöyle ki insan fizik bedeni üzerinde sonsuz sayıda sperm insancıkları taşıması yani ruhi vücut ademi insanın oraca dünyada taşıyacakları insancıkları üzerinde melekat olarak bulundurmasını topluluğu taşıyan müşahhas şahsiyete sahib tekil oluşu bu sabitat alemindede nefsi tevil ilmi ile belirlenmiş olduki buna nufusu külliyeyi insan(AYIN)diye vasıflıyoruz. Oraca soyut manevi dünyaca somut olarak insan,nufusu külliyedir yani avalimi ilahiye veya sabitata alemi varlıklarımıza şuunatı zat denilir ki uymaz ama enerji beden hal diyeceğimiz geliyor aslında enerji sonraki olaydır madde ise daha sonrasıdır.ŞUUNATI ZAT İNSANLAR İLAHİ ALEMİN VARLIĞIDIR.“hayali kevn-kevni hayal ile müdekkek olarak asifetinde tekarrür etti” buyrulmuş.Yani ruhi vücut kendini temsilen dünyada bulunduracağı vücudu için alan mekan şu dünyamız oradan bakıldığında kevni hayal gibi görüntü ve anlamlıdır. KEVNİ HAYALİ; Fizik bedenin oraca soyut maddesiz meleküti mana yapı olarak bulunmasına, dünyadan bakılırsa o kainat kurucusu insan buradan hayali gibi tasavvur edilir. İnsan şu dünyada şu kilo, boy ve şu anlayışta bir vücut iken geçmişinde bir noktadanda belki bin kere ufak,sonsuz ufak bir bedenin vardı işte o şimdiki göz ve anlayışınla bir ölçü,ÖLÇEK VEYA KISTAS BULAMADIĞIMIZDAN HAYAL GİBİDİR, HAYALİN VARLIĞI ise BU DÜNAYADA VAR OLACAĞIDIR.İşte bu gönderilenlerin“fel asi fatı asfen”ayeti nefsi tevilidir. Gönderilmiş bu varlığın topraktan yaratıldığının, asıl toprağıda kurgulayan insan ve kendin oluşudur. Nefsi teville kendini tanı! Mürselat 3.”veizel biharu fücciret”, (Denizler akıtıldığı zaman)Kur’anİ ayetlerde ”Bahri mescur” olarak geçer. Bahri: Deniz, Mescur:Alevli kızgın deniz.Soğuk fizyon evrenler fidanlığıdır,her şey orada filizlenir sanki ekilmiş gibi anneye ekilen milyonlarca spermler gibi ziyayı vucut bedenler Bahri mescurdan arza gelir.
Kur’ani ayet”rızkımız semadan” olduğunu söyler, fizikman da sema dünya kurgusu semavidir. şu fizik bedende fani olduğu için bize rızkktır dolayısı ile fizik bedende semadan kurularak dünyada bulunmuştur ve bir ek daha güneşden gelen ziyayı vücud ışın değer insan olduğuna göre bu gelen insanın 37 derecede olduğu ile atmosfer iç bükeyinde kendi hararetini sabit tuttuğudur. Işın halin de gelen insan atmosfer dış bükey yüzüne vurduğu için ışınların toplayıcısı oluyor. Atmosferde odaklaştığından karşı dünya güneşe göre sanki bir mahta büyüklüğünde olduğundan odaklaşan ışın yükselti harareti yaparak dünyayı ısıtıyor esasta ise atmosferi ısıtıyor, atmosferde dünyayı. Atmosfer ile dünya arasındaki sen ise 37 dereceni muhafaza ediyorsun. Çünkü güneşden gelirken ziyayı vücut halin 37 derece idi. Zaten atmosfer ötesi güneşe bakan astronotlar güneşi sönük bir yıldız halinde gördükleri bilinendir üstelik ATMOSFER ÖTESİ FEZAYI ALEM, –DEĞER SON NOKTADA BULUNUYOR VEDE ZİFİRİ KARANLIK.Bu ifadeler kendi alemimiz ve sistemimizle alakalıdır,bir alemki güneş-dünya-ay ve diğer güneşe tabi gezegenler bir alemdir.
ELİF denen Hakkın belireni Mezahiril vücut insan semavi kozmik katmanları ışık hızı ötesi bir sürat le geçerek arza kadar gelişi,kurani ifade ile ceberüt,lahut,nasut,melekut, milk alemlerini geçip yer kürede somut beden oluşu ayette”İnna enzelnahü”alemini tenvir etti yani aydınlattı.

ANASIRI ERBAĞA’NIN(hava,su,ateş,toprak)İNSANDA TECELLİLERİ: Buyrulur“Zahirimizi teşkil eden anasırı erbağa gibi batın ve manamızı teşkil eden ana sırı diniye ve anasırı imandan hâsıl olan. Vücudu muktesebi melaikeler kaldırılması ile size bari giran ve hafi bir şey kalmaz” ve “fizik beden zahirinizi teşkil eden dört unsur gibi su, hava, ateş, toprak bedenimizi zuhura getirmesi acaba mümkünmü? Nasıl olurda toprak ve diğerleri fizik beden olur, bu imkânsız gibi. Örneğin; Su unsuru dışarıdadır. İnsan içtimi insana hayat veriyor. Demekki suda hayat varki bu hayatiyetini insana veriyor. O zaman su nedirki hayat versin? Sorusu hemencedir. GEÇMİŞ ZİYAYI VUCUD BEDENİMİZ ENERJİ BEDEN OLDUĞU için SUYU KURGULAMIŞ SU gibi GÖRÜNÜM VERMİŞ. O zaman SUYUN ASLI ZİYAYI VUCUD OLDUĞU BENLİĞİMİZDİR. FİZİK BEDEN SUDAN KURULMUYOR. SUYUN ASLI OLAN ZİYAYI VÜCUT FİZİK BEDENİMİZİ KURGULUYOR. FİZİK BEDENİMİZİN BİR UNSURUNU TEŞKİL ETTİĞİ ile MANA MADDEYE DÖNÜŞÜYOR. Demek oluyor ki SUDA O BOYUTTA GİZLİ OLARAK İNSAN OLDUĞUDUR.
Kâinatta her şey insanla kaim olur. Görüntü gizemi aldatmasın. SU, SEN OLMASAYDI FİZİK BEDENİ KURMAZDI. Diğer unsurlarda aynı durumdadır onun için“zahirinizii teşkil eden dört unsur gibi” buy-ruğu açığa çıktı. “Gibi” diyen tarif için. Şayet SU, HAVA, ATEŞ, TOPRAK İNSANI MEYDANA GETİRİYORSA İNSAN“HİÇ”DEMEKTİR. Sikkat! Su, hava, ateş, toprak maddeleri şu fizik bedeni kuramaz. Bunların aslı olan ziyayı vücut benliğimiz kuruyor. Görüntü zahirdir manasını ara. Topraktan başka bir şey demeklik insanı hiçe saymaktır. Toprağı kuran benliğimizdeki insandır. YER KÜREDE TECELLİ ETMİŞ NE GİBİ MADDE VARSA BUNLARIN ASLI İNSANDIR tecelliyi böyle anla. Kur’ani ayet insan için ”halaka min turab” buyurdu. İşte bu aslı insan olan toprak yaratma ve öldürme gibi ef’al ile belirlendi. İNSANDA NE VARSA TOPRAKTADA VARDIR ve İNSANDANDIR yani toprağın aslı insandır. Bunun için İNSAN TECELLİĞİ EF’AL OLDU. Yani toprağı, suyu, havayı, ateşi zuhura getiren tecelliği ef’al olan insan oldu. HER ŞEY ZİYAYI BEDEN İNSANDAN HÂSIL OLDU ve İNSANA GERİ DÖNÜŞ YAPARAK FİZİK BEDENDE BULUNDU BİLİNE!
Böylece zahirdeki insanı tarif ve anlama getirdik. İnsan hakkın zuhuru belireni olacak ve TECEL-LİĞİ EF’AL OLACAK yani HER ŞEY İNSANDAN TECELLİ EDECEK. Hakkın izni ile ve zahiri öğretide insan, topraktan kurulacaksa, Hakkın belireni olurmu hiç? Tanı kendini zahir anlatımlar kur’ancada mesel misallerle olmuş. Mesel, misal bir örnektir aslını belirtemez. Dünya bu gizemli esrar ile mesellerle yürümekte oluşu belki icabidir, hakikat değildir. Meseller anlatım için geçerlidir. Hakikati anlatan kalem yine insandır. Buyruluyor “Batın ve mağnanızı teşkil eden anasırı diniye ve anasırı imandan hasıl olan vücud” buyruğu bizi derin derin düşündürüyor. Buyrukda kimsenin bilmediği bir unsurdan bahis vardır. Oda GÖRÜNMEZLİĞİ ile BATIN ve MANA VUCUDUMUZ olan VUCUDU MUKTESEBENİZİ TEŞKİL EDECEK OLAN UNSURLAR Kİ buna ”unsuru diniye” veya “unsuru iman” buyuruyor. İşte nedir bu unsur (madde gibi)olan BU UNSURA ANTİ MADDE DESEM AZ GELİR. ANTİ MADDE Kİ MADDESİ OLMAYAN BİR KEYFİYETİ DEĞERDİR. Örneğin; Gözün maddesi var, görmenin maddesi yok. Ama göz bu ikili değerle bir arada ezvaci olayı yaptıklarından dolayı halikiyetleri karşıtını yerinde gördüğü yaratma olayıdır. Bu takdir üzerimize fizik bedene konmuştur. İlahi âlemde dünyadan kazanacağınız olan ahiret vucudu. VUCUDU MUKTESEBEMİZ MADDESİZ UNSURDAN TEŞKİL EDİLDİĞİDİR. Bir ilave anlamki esasta görmeninde KENDİNE HAS MANA MADDESİ VARDIR. Henüz ilmin keşfinde değildir. Unsuri din ’den maksad nedir? Sorusu bizimle oluyor. Din nasıl olurda madde olur?
Örneğin; HER ŞEY İNSANIN ÜZERİNE YAZILMIŞ MANASI İLE KAYIDLIDIR. Ama neden se dönüp kendini tanımaya imkân bulamamıştır. Ruhi vücud hakkında buyrulur“Ruhi vücud şu fizik unsuri bedeni teşkil ettiği gibi bedenimizdeki kalbimizden kazandığı(Hak taala “hiçbir yere sığmam ama kalbi müminin zatların mana kalbine sığarım”buyurur). “Anasırı erbağa maneviyyeden’le vucudu muktesebeyi maneviyyeye tesir eder” buyrulur.
Şöyleki bilinemeyen bir ruhi vucudumuz, birde şu fizik bedenimiz var. Ve bu bedende HAYAT BAHŞEDEN KALBİMİZ VAR. Ruhi vucudumuz şu fizik bedeni kurduğu teşkil ettiği halde kimse bu esrarı bilemiyor. ALLAH YARATTI deyip KENDİNİ KAPIYOR. İşte RUHİ VUCUDUMUZ, UNSURLARDAN ve MADDE-LERDEN KURULMUŞ DÖRT MADDEKİ ANASIRI ERBAĞA dendiği SU, HAVA, ATEŞ, TOPRAK BİLEŞKESİ olan, UNSURİ FİZİK BEDENİ TEŞKİL EDEN RUHİ VUCUDUMUZ OLUYOR. Yani fizik bedeni ruhi vucudumuz kuruyor. Bilen varmı? Ruh deyip geçiyor bu keyfiyeti değer vucudumuz hiçbir iş yapmıyormu? Sadece hayat mı veriyor? HAYATI TAŞIYAN BEDENİMİZİ KURMASI, esasta RUHİ VUCUDUMUZUN YARATICI VASFI BELİRSİZLİKTE KALMIŞ OLUYOR. İşte bu ruhi keyfiyet varlığımız şu FİZİK BEDENİ KENDİ KURDUĞU ile BEDEN DE HAKKA HALİFE olan“KALBİMİZİ” de KURMUŞ OLMASI ile KALPLE RUH ARASINDA GİZLİ DEĞİŞKEN SEVİŞME ile. Yani KALPLE RUHİ VUCUDUN SEVİŞMESİ mukteseb vucudu meydana getiriyor. RUHİ VUCUDUMUZ KALPTEN KAZANDIĞI MAHSULİKİ YARATICILIĞI ile İLAHİ ÂLEMDE YAŞAYACAK OLAN VUCUDU MUKTESEBEMİZİDE KURDUĞU izahlara geliyor. Kalple ruhi keyfiyet ezvaci sevişme mahsuli vucudu muktesebeyi karşılıklı sevişme ile kurduğunu bilen varsa beri gelsin.
SIR: İşte bu olayları belirleyen insanın ”minledünhü” vasfı ki. Allahın vucudu ilmi, insan olduğu için bu ilmi gizem yaratıcılık vasfını birlikte götürdüklerinden ezvaçları sevişmeleri. Ahiret vucudumuzu bu ikili değerin zuhura getirdiği bu günün ilminde henüz keşf edilmemiştir.
Bu değerli vucudiyet maddi manevi yapısı bilinirse, insanın şükraniyeti ifadesi bence şöyle olmalıdır. Ey hakkın belireni, diyebilirki ”Kendini Allahtan razı olur derecede ilmi muaşerette bulacaktır. Allahtan razı oluşu ile”. Ayrıcada bu ilmi kurgu muaşeretinde Hakkın ciheti olan insan KENDİNİ HAK ONU KENDİNDEN RAZI OLACAK BİR DERECEYE YÜKSELTMESİ. HAKKIN İNSANDAN RAZI OLDUĞU MAKAMDA BULDUĞUDUR. “raziyeten marziye” kur’an hükmü belirlediğidir. İşi lafta bırakmadan tanı kendini ey şerefi ile şan olan insan! Üzerimdeki manevi kurgu ile sevişmeye giren ciltler neticede bir çocuğu (insanı)kazanırlar. İstek olmasa idi çocuk kazanamazlardı. Bir husus ki İSTEK BİR DÖNÜŞÜM YAPIYOR. İSTEKLİĞİ KALMIYOR İSTEK ÇOCUK OLUYOR. Şu esrarı gizeme bir bak nasıl olurda istek çocuğa dönüşür şaşırma kabullen! Bir örnek verirsek; Allahımızın ”ol” emri bir emir olarak her şeyi zuhura getirmişse. İSTEKTE BİZDE AYNI İŞİ GÖRDÜĞÜ BİZİM HAKTANLIĞIMIZA DELİLDİR.
Böylece erkani islamiyye NAMAZDA BİR DÖNÜŞÜM YAPARAK AHİRET VUCUDUMUZUN BİR VECHESİ OLAN SOYUT MANA UNSURU OLAN TOPRAĞI KURDUĞUDUR. Dünya toprağı gibi değildir. Zaten toprak deyip geçiyoruz. Toprakta sonsuz sayıda elementler bileşkesi cisim ve cismaniyetler vardır. Kısaca şu ahiret vucudumuzu illaki kur’anın çeşitleri vardır. İLLAKİ HANGİ UYGULAMA İLE KURACAKSAN ONUNLA OLMAN YETERLİ OLUYOR. Kalbin Her vuruşu hayat veriyorsa düşün bir kere! Vurmasa ölümle neticelenir. Bir vuruş veya atış dönüşüm yaparak hayat oluyor. Bu takdir ile vuruş nasıl hayat olur demiyesin. Bu kabilden olarak, şahsi kalbi teşkil eden unsuru maneviye(maddi unsur değil)erkani salâttır. Yani namazdaki rükunlardır. Şimdi namaza bak namaza! Ne dönüşümler gizemi içinde kıldığın namaz nele-re kaim oluyor. Namazdaki KIYAM(ayakta duruş) UNSURU NAR MESABESİNDEDİR. Yani KIYAMDA DURUŞUN AHİRET VUCUDUNUN ATEŞİ DEĞERİNDE OLUYOR(mesabesinde). RUKÜ ise AHİRET VUCUDUMUZUN HAVASI gibi OLUŞU RUKUNUN DÖNÜŞÜMÜ OLUYOR. Yine namazdaki SECDE ise SU gibi TEŞEKKÜLATA UĞRUYOR. Yine KUĞUT, OTURUŞ ise TURAB HÜKMÜNDE DEĞER BULUYOR.
ANASIRI ERBAĞA: Devamla anasırı erbağa dediğimız unsurlar fizik bilgini Miller’in tarifinde bu 4 unsuru bir araya getirdiğinde bu 4 maddeye elektrik akımı ile şarj etmesi ile. Çekirdek asitleri denen; Adenin, guanin, sıtosin ve tinin dört hayat unsuru (maddesi) bizdenliği ile kendiliğinden ortaya çıkması bir izah oldu. Buyuruyorki; (devami izah)''vücudu teşkil eden anasırı erbağa, hazaratı hamseyi tesamüd (dayanma )ile atayı sıfatları bir nevi tesirata tabi olacakki teshiki unsuriyyeye hasıl olmadıkça zuhura (gelmiyecektir)''buyrulur. Yine vücudu beşerriyeti teşkil eden anasırı erbağa yani 4 toplu madde su, hava, ateş, toprak kurgusu şu fizik bedenin ilkiyyeti ilahi teshiki âlemdeki madde manaları olduğu kıyamı emir ile bir kere arza gelebilmeleri ile fizik bedeni teşkil etmeleri için. Geçtiği semavat üstü beş katmandan geçerek katmanlara istinat etmesi tesanüdü idi. Yani sığınma veya dayanma istinatları idi. Bunlar ki hazaratı hamse deyiminde. Ceberut, lâhut, nasut, melekut ve mülk idi.
YEDİ KUDRET ve HAZRETİ HAMSE(Mülk, meleküt..): Hayatın mutasarruf (kurguladığı, yaptığı) olduğu hayati gücün kuvvetin sarfı ile husule gelen bir şeydir. Buradaki anlamki HAY SIFATININ BİZE VERİLECE-Ğİ VÜCUDKİ mülktir. Mülkin esası fizik bedendir. Zahiri mülkler unsurlardan meydana geldikleri ile zaten bizdendir.
MELEKUTİ; Kısaca bir şeye tesir edeceksin ve vücuden meydana getireceksin. İLAHİ ALANDAN GELEN SOYUT UNSURLARIN MELEKUTİ VASFIKİ bunada İSTİNAD EDEREK MÜLKTE BEŞERİ VÜCUDU ZUHUR ETTİRECEK-SİN. Ve bu unsurlar BU KATMANLARA UĞRAMALARI ile MELEKUTİ SOYUT DERYASINI KURMALARI BİR YEDİ KUDRETTE OLMALARI GEREKİRKİ KURABİLSİN ve DÜNYAYA FİZİK BEDEN OLARAK GELSİN ve TEŞEKKÜL ETSİN YEDİ KUDRET’i Allahın eli diye tarif ederler. Allahımız buyurur ki “Ben insanın tutan eli olurum”. İşte bu “yedü” yani elin aidiyyeti bize ait olduğu ile tutan Allah ise zaten GELİŞİMİZ ALLAHTAN OLDUĞU İLE ONDANLIĞIMIZDA TUTANDIR.
NASUT; İNSANİYYETTE LAZIM GELECEK CANLILIK HAREKÂT BULUNDUĞU ALANDA SEKANATI OTURMASI. İSTİNADI ve DAYANMASI ile ARZA GELECEĞİ UNSURİ YAPIMIZIN NASUTİYYETİDİR.
LAHUT: Unsurların akıllı olduğu bilindiğinde. UNSURİ TEŞEKKULAT ARZA GELİRKEN AKLADA İSTİNAD ETTİKLERİ İLE LAHUTİYYET ALANDA BULUNDUKLARIDIR.
CEBERUT;Bu yukarıda yazdığım DÖRTLÜYÜ İÇİNE ALIP yani ARALARINDAN GEÇERKEN BU DÖRT KATMANI İSTİLA EDEN MÜSTELİ ALAN BİR VÜCUDDURKİ BENLİĞİMİZDİR buna CEBERUT denilir.
Bu vücudumuzki Hakkın CEMALİ ve CELALİ SIFATLARINI TAŞIYAN ve ONDAN OLAN İLAHİ DEĞER ORAYA MAHSUS VÜCUDUMUZDUR. Buyrulan hazaratı hamse ''Emanın tecellisine göre tezahür eder, zuhura gelir”. Devamla''Hazaratı hamseyi(HE-hazaratı hamse 5 katman:mülk-meleküt-nasut-lahut-ceberrut)) tesanüd ile atayı sıfattan(KEF-atayı sıfat:vücuda gelmiş herşey) bir nevi tesirata tabi olacakki'' buyruğunda. İşte unsuri kıyami benliğimiz ALDIĞI EMİRLE ARZA GELİP VÜCUDU BEŞERİ TEŞKİL EDİŞLERİN DE BU KATMANLARI KURGULAYARAK ATAYI SIFATIN BİR NEVİ TESİRATINI ÜZERİNDE BULMASIDIR. Atayı sıfatki(FE harfi) hakkın bizlere ihsan ettiği sıfatla vücudu beşerimizin bu sıfatta oluşu. İzahı; Atayı sıfat, haricin menabiri şuhudda(yani dünyada) teşkil edip haşre istinadlı(bu katmanlardan gelirken bir nevi haşir neşir olayı) olan bir nevi şey'iyyettir. “Bir şey' in istiğdadı nispetinde tecelliyi mazhar olarak shaya zuhura gelmesi atayı sıfatın asasıdır''buyrulur. Bu bildir bizleri bildirdiğidir. ''Bir nevi şey'iyyettir” buyurmasıki herşey insandır ve insandandır. Unsurlar şey'iyyet olarak esasta insandır. Burada istidat kelimesiki unsurlar arza gelirken insana ait olan bir madımalak istiğdadı ile arzda MADIMALAK olarak zuhura gelecektir. Çok şükürki herşey bizdenliği ile gaz kürede insan olarak yani istiğdadımızın nisbeti tecellisine mazhar olarak bulunduk. bu durumun takdiri Hakkın bize bahş ettiği bu atayı sıfatın (KEF harfi-vücuda gelmiş her şey)asası olarak insan olarak yer küredeyiz.
İzaha devam edersek''Tesirata tabi olacakki teshiki unsuriyyeye(TE harfi)-maddenin ilk hali ve ilk nedeni) vasıl olmadıkça zuhura gelmeyecektir''. Şimdi dikkat! İnsan ki teshiki unsuridendir. Şöyleki madde ve anti madde deyiminde MADDE, esasta ANTİ MADDEDEN KURULMUŞTUR. Sanal sanılan şey esasta esastadır. Bir örnekle; Güneş mutlaka feyiz vericidir. Buna feyyazı mutlak denir (Vücudu beşerdir bu feyizler). Bir soyut feyiz mana olan MUKAYYEDE FEYİZ IŞIN VARDIR(Buda insanın ruhi vücud keyfiyyetidir). Bu kurgu takdiri ki SOYUT ve SOMUT FEYİZLER, IŞINLAR VARDIR, BENLİĞİMİZDİR. Bu feyzi ışın soyut müşterekeler, birlikteliklerki SONU OLMAKSIZIN İLEL EBED, MUTLAKTAN MUKAYYEDEYE ve MUKAYYEDEDEN MUTLAKAYA CERYAN ETMEKTEDİR.
Anasırı erbağaki unsurlar aleminden olan su, hava, ateş ve toprak 4 unsurdur. Bunlar tevil değildir muakkabattır. Su tek madde değildir, element değildir muakkabattır. Birçok maddeler toprakta vardır. İnsanın cismani izafi vucudu bu dört maddeden kurulduğuna göre “anasırı erbağa”şu fizik cismani bedeni söylemiş oluyor. Kitabi insanın yani kur’ani natık olan insanın nuzuline sebep bu dört madde den teşkil eden cismani bedende bulunuşudur. İşte”beş alem top-rak maddesinde mündemiç kılındı” buyruğu Mülk-melekut-nasut—lahut-ceberut bu beş alem insan toprağa derç edildi ama insanki toprak değil atayı esma ve atayı sıfat ile unsur aleminde mündemiç oluşu ile toprağı da kurguladı. Topraktan yaratılmadı çünkü Allahın hükmü bütüni isimlerini canlı olarak atayı sıfatla bulundu.
Bilgi; Mahmut Eski'den..
Derleyen: Sevim (Bulut)bayer

13 Nisan 2010 Salı

DÜNYAYA TEKRAR TEKRAR GELİŞLER(Red ve Kella olayları)

SÜMME-SÜMME TERAKİ RUTEBİ(red-kella)ve ENKARNE-LEVİTASYON - NEBAAT:Kehf 12.”sümme be’as anhüm linealeme..”(sonra onları uyandırdık). “sümme” teraki rütebi içindir. Onlar hali halvet seyir ve suluk halini ikmal ederek helal ve haram hayır ve şerri anlayacak bir iktidar tedarik ettikten sonra biz onları kavmin içine bağs ettik” buyrulur. Acaba Ashabı kehefi uyuyan 7 kişi olarak tarif edenler derin uykularından ne zaman uyandırılacaktır? SÜMME kelimesi tekrar anlamını taşır. SÜMME TERAKİ ise tekrar, tekrar yaratılacaklar ba’as (diriliş) halleridir. Demek oluyor ki BU DERİN UYKUDA, AYETLERDE KEHEFLİĞİNİ BİLEMEYENLER DÜNYAYA TEKRAR ve dahi TEKRAR, TEKRAR GELMELERİ ile UYANDIRILACAKLARI BELİRTİLİYOR. UYANAN UYKUSUZ KİŞİLER ki İNSAN KENDİNİ UYANIK ZAN EDER. Halbuki bu KEHEFFİ. ”minledünhü vasfını” (LEDÜN İLMİ ALLAHIMIZIN KİTABI OLAN İNSANDIR, DIŞARDA ARAMA, ararsan bulamazsın. Vücudu benliğin olduğunu anla! Bu kitabı, senliğin ve seninle olduğu, üzerinde vücuden taşıdığın için dönde kendine bir bak ve demiş ol ki! LEDÜN İLMİ HAKKI BELİRLEYEN İNSANDIR, LEDÜN BENLİĞİN ALLAH’ ın BİLDİĞİ ve ONA YAKLAŞANLARIN BİLDİĞİ VÜCUDİ İNSANDIR. Üzerin de vucuden bulanlar ise ”ANLAR HALİ HALVET ve SEYRİ SULUK HALİNİ İKMAL EDEREK” buyrulmuş. KEHEFFİ ESRAR BENLİĞİNİ BİLEN KİŞİLER DÜNYA HAYATINDA ”hali halvet” HALLERİ ki KİMİNLE HALVETE GİRDİKLERİ izah beklemektedir.
HALVETKİ BAŞTA KENDİ KENDİNE GİZLİLİK HALİNDE TEKİLLİĞE ERMEK ENLAMI İLE HALİ HALVETLERİ KEMALATLARI KAZANCINDA ALLAHLA BİRLİĞE GİRİP TEKİLLİK VASFINI ALLAHLA YAŞAMAK BU ZATLARIN HALVETİDİR.BU ZAT KEHEFLİĞİMİN”seyri suluk halini ikmal ederek” deki HAL YAŞANTI ANCAK KEHEFFİ BENLİĞİMİ BİLMENİN YAŞANTISI SEYRİ SULUKTANDIR.Burada seyir;Yürümek,ta ilahi alemden gelen insanın seyrini ve dünayaya gelişinin sebebini idrak etmekliğidir. Sebebi ise bu seyirdeki insanın esasta haktanlığıdır.Bu hali idrak etmek suluke tabiliktir.Suluk;Belli olan guruba girmek anlamı ile ALLAH İLE BİRLİKTELİK GURUBUNA GİRMEN SULUKUNDUR(SEYRİ SULUK)ise TERKİP EDİLECEK USULİ BELİRLER TAKİBİMİZDEKİ ALLAHTAN AYRILMADAN TEVHİDİ TEKİLLİĞİ BU SEYURİMİZDE MUHAFAZA EDEREK KEMALİ YOLDA BULUNMAKLIĞIMIZDIR.Böylece ”HELAL, HARAM-HAYIR ve ŞERRİ ANLAYARAK BİR İKTİDAR TEDARİK ETTİKTEN SONRA BİZ ONLARI KAVMİN İÇİNE BAĞ’S ETTİK” buyruğu yine bizimle oluyor. Şöyleki iktidar kelimesi Allahımızın bize verdiği iktidarı üzerimizde keheffü benliğimizde idrak etmekliğimizdir (helal ve haram vücudiyetler)Bu demektirki kemale erişmekle Allahımızın yapacağını iktidarımızla kavmin içinde keheffü benliğimiz ile kendimiz yapmak üzere topluluğa yeniden yaratılmış bağ’sımız ile hakikat minledünhu vasfımızı ilmen bildirmekle emr olduğumuzu belirlediğidir.Şöyleki helal ve haram ikiside rızıktır,helali yolda uyanık yürüyüş bizimledir.İNSANA İLİMDE BİR RIZKTIR.işte zahiri ilimden kurtuluş helali idrakimiz minledünhü vasfı vücudumuz helali tarafımızdır.İşte bu LEDÜNİ VÜCUDUMUZLA HELALİ TEDARİKİMİ-ZİN NEŞ’ESİNİ BU İLİMLE TOPLULUĞA BAĞAS OLUNUŞUMUZDUR”terakki rütebi”TEKRAR,TEKRAR BAĞSI YARATILAMA ŞU FİZİK BEDENDE HER AN YENİ YENİ VÜCUDA BULUNMAKTANSA”minledünhü”VÜCUDUMUZ TA EZELDE TEKİL BİR KERE OLARAK DÜNYAYA BAĞ’SIMIZDIR.BURADA BAĞS BİLE DÜŞÜNÜLEMEZ VARIN ZUHURU BİZLER HAKKI BELİRLEYEN MİNLEDÜNHÜ KEHEFFİ BENLİĞİMİZİDİR.”teraki rütebi”OLMADAN.MİNLEDÜNHÜ VASFI Ehlli beyt ilmi “minledünhü”Allahın vücudi yapı ilmi olduğu kimse tarafından hakkıyle bilinemediğinin mesturiyeti hakça bir gizleniş emriyeti vücudiyyeleridir Mana ilmi ile insan kendine öz varlığına baktığında anlayacaktı ki Allahın“minledünhü” ilmine yaklaştığı an kendinin mana vücudu minledünhü vasfı taşır. Bu mana bakışımlı vücudumuzu kendindenliği ile kurmuş vasfı taşıdığıdır. Bu anlamla insanın mana ve madde vücudu hiçbir terkip olmadığı ile ”minledünhü” terkipsiz su hava,ateş,toprak karışımı olmadan kehefliği ile minledünhu vucudi insandır.
KELLA kapsamlı RED olayında yani “TERAKİYİ RÜTEBİ”FİZİK BEDEN AYRI ve BAŞKA BİR VÜCUTLA DÜNYA HAYATINI TEKRAR YAŞIYORSA ESKİ VÜCUDUYLA DUYARLILIĞI KAYIP OLMUYOR yani GEÇMİŞTE Kİ YAŞANTINI DUYARLI OLARAK HATIRLIYORSUN. Nasıl her an“HALKEN CEDİDA”AYETİYLE YENİ, YENİ VÜCUDA SAHİP OLDUĞUN HALDE SENDEN AYRILMIŞ OLAN ESKİ VÜCUTLARINDAKİ HATIRALAR YENİ VÜCUDUNDADA DUYARLI OLARAK GEÇMİŞİ HATIRLIYOR ve DEVAMİ BİR GÖRÜŞ SERGİLİYORSUN. Mesela; Denize akan bir ırmağın yerinde sanki aynı su akıyormuş gibi görünmesi görüntüdeki aldanmandır. Çünkü her an akan su yeni gelen başka bir sudur. Irmağa giren 2 insan esasta ayrı ayrı sularda yıkanır. Ara bölge olan esiri alem yani bahri mescuri yani tampon bölgeden bahsedelim. SOYUTTAN SOMUTA, SOMUTTAN SOYUTA GEÇİŞ VAR. Ya SOYUTTAN SOMUTA GEÇEMEYEN, ENKARNE OLAN REDDİYETTEKİ İNSANLAR? CİSİMLER EVRENİNİ ÖTEYE ŞEKİL DEĞİŞTİRMEDEN KAÇIRMAYAN, ERVAHİ ALEMDEKİ VARLIKLARIDA YİNE ŞEKİL BOYUT DEĞİŞTİRMEDEN BU KEVNİ SİSTEME KAÇIRMAYAN ESİRİ ALEM DEDİĞİMİZ BAHRİ MESCURİ ARA BÖLGEDiR. ŞU VÜCUDUNLA ENKARNE veya REDDİYETE UĞRAMIŞ(Kella hükmünde)2 VÜCUTLU olarak DÜŞÜNÜRSEN ESKİ VÜCUDUNUN HATIRALARINA DUYARLILIĞINI YENİ
-2-
VÜCUDUNDADA HİSSEDERSİN. Ama YENİ VÜCUDUN AKAN YENİ SU gibi BAŞKA BİR VÜCUTTUR. Yani olaylar ile tespitlidir. İnsan hatıratını soyut olarak hatırlayıp(ben şurada şu işle meşguldüm)veya “şurada öldürüldüm” diye bilir. Bu söz YENİ ENKARNE olmuş VÜCUDUNA AİTTİR. ESKİ VÜCUDU TOPRAK olmuştur. . HATIR DUYARLILIĞI DEVAM ETTİĞİNDEN, YENİ VÜCUDUNDA ESKİYİ ANLATMIŞ OLUR.
SIR: KENDİLERİNİ ÖLDÜRENLER İLAHİ ALEME IŞINLANAMAZLAR. GÜNEŞE KADAR TEKRAR ULAŞSALAR BİLE ORADAN REDDİYET İLE TEKRAR DÜNYAYA DÖNECEKLERİNDEN HABERLERİ OLMADIĞINDAN İNANIŞLARI ŞADALAT İMİŞ.
Şaddat yani hududu aşan, saçma inanışları yüzünden 2.bir dünya hayatı onları beklemektedir. Geçmişte şaddat bilgisiz hali iman gibi yaşayanlar olduğu gibi bu asırda da mevcuttur. Kurtuluş Allah ve peygamberani hayatı üzerine hamd eden taşıyan Ashabı keheffü benliğimiz hakkın takdiri ile Hz. Resulullahın dünyaya teşrifleri ile bu şaddat anlamsız anlayışlar bilene bitmiştir. Geçmişte yaşayan saçma ve yalan inanış kavimleri için Allahın bir lutfü vardırki ”peygamberi göndermediğim kavmi muaheze(soruşturma)etmem” dediği ilahi bir çaredir. Nedense inkar hemence oluyor.
Buyrulan ”meçhulu inkar, inkarı cehildir”. Bu nevi kimselere “münheri mütecehhil” denilir. Allah
meçhulde ise yani bilinmeyen anlamlı ise inkar edersen en cahil olursun. Baştan kendin meçhulde idin bu bilinmeyen vucudun ezelde var idi. Şimdi ise dünyaya vucuden geldin meçhul belirsizlik kalmadı hadi şimdi kendini inkar et. Edemezsin ilimsizliğinle tabiat der avunursun. Tabiat kevni sistemler olarak tanıtırlar esas mana, tâbi oluştur doğaya görüntü olarak herkes tabidir. Doğa tabiat ki her cirm ve cisim tabiatta esasta sana tabidir sana can bağışlayanlar aleminde canını bağışladığı ”venhar” tecellisi ile kurban oluşlar ve neticesi sende sen olmuş insanlığa kavuşmuş olurlar. Tek din Muhammedi olup bu dinde sendin hem de vucüden dini dışarıda ararsan cehlin devamdadır. Kendi keheffü benliğini kuranla tanıyabilseydin meçhuldeki hakkı onunla onun lutfu ile haktanlığın ile “enel hak” diyebilirdin. Çünkü sana şah damarından da yakın olan hakkı dinin yanlış öğretilerinden kurtuluşunla bu hak sana ezelden iltifat edilişi vucuden hakla birlikte oluşundur.
KİTABI FÜCCAR; Esfele safilin olan cehennemi, aşağıların aşağısı olan şu dünya ve dünya vücudumuzdur MANA VÜCUDUNU KAZANAMAYIP DÜNYADA TEKRAREN BİR HAYAT YAŞAYACAĞI (ölümden sonra) 2. BİR DÜNYA VÜCUDUDUR. Nasıl ki insandan ayrılan saç sakal tırnak gibi şeyler toprak olur ise, ölümden sonrada toprak olacak şu beden makinası (ruha kılıf olan)toprak olacaktır. Mana ile kazanamadığı vücudu cehennemi bir azap gibi 2.dünya hayatı vücudu esfele safilin olan dünya da“SÜMME REDETNAHU”REDDİYETİ İLE VÜCUDİYETİDİRKİ KİTABI FÜCCAR’ da budur. İşte toprağın hissesi olan bu vücut bu arzı yeryüzünden meydana gelmiş ve alınmış olduğundan ilahi tecelli onu yine toprağa red edecektir oradan da kabiliyyetül intişar bir vasıf taşır. KÜN emri etki olarak verilmiş EMRİ ALAN MECBURİ BİR KAÇIŞTA İDİ! RET o halde KÜN emri RABBİNDEN MUHAMMEDİ EMİRDEN KAÇIŞIN DİĞER ANLAMI yani KÜN emri hakiki anlamda RET idi. Bu RET insanı kendisinin bulacağı yaratacağı yetkiyi kendi üzerin de sonraki serüvenlerle dünya hayatında bulacağı idi.
Böylece ruhi vücut ile ziyayı vücut(ilk başlangıç Ziyayı vücut)BU İKİSİ TEKİLDE BİR BİRLİKTE İDİLER. ATAYI SIFATTA(KEF)BİR VARLIK GÖSTEREMEMESİ O ŞEYİN KEVİNDE YOK OLDUĞUDUR. Mesela; MÜMİN KİŞİNİN ÖLÜ HALİ KENDİNİ VELİYULLAHLIĞA GETİRDİĞİ ZAMAN DİRİLİĞİDİR. ATAYI SIFATA (KEF Harfi-Vücuda gelen her şey) VELİLİK KAZANDIRDI. Verilmiş ATAYI SIFATI TEVİLE UĞRATARAK VÜCUDU İKTİSABİSİNİ YAPAMAYAN KİMSELER sanki kevinde HİÇ YAŞAMAMIŞ KEVNE GELMEMİŞ
MÜNADEM HALLERİ ile KENDİLERİNİ ÖLÜ GÖRMELERİ ZARURETİ ORTAYA ÇIKTIĞIDIR. Onlar için 2.KEVNİ HAYAT YAŞAMALARI ÖLÜLÜKTEN DİRİLMELERİNE ve VÜCUDU İKTİSABİLERİNİ YAPIP, YARATIP, ATAYI
SIFATTAN BİR ESERİ VÜCUDİYETLERİNİ YAPMIŞ OLMALARIDIR. Buda ATAYI SIFAT(KEF)MADDE ve ATAYI ESMADA(YE harfi-ruhlar aleminden vücudiyet alemine ışık beden olarak gelen insan))ANTİ MADDE BİRLE-ŞİMİNDEDİR.Atom eczaiyetindeki ziyaiyet müstevliyeyi mütesaddıka (ZEL hrfi-vücudu ışık beden olarak her yerde bulunan insan),Muhammedi nurdan geleceğin vücudunu tamamlamak istedi ve atayı sıfata,bir reaksiyonla karıştı.Burada hayatiyeti esas olan,YE atayı esma onu vücudu unsu-riyeye ulaştırdı ve mülk ismiyle insan olarak göründü.KEF(vücuda gelen her şey;Hava, hararet) +YE(ışık beden insan yaratıcılık vas-fı)=KEY,ATEŞ=CEREYAN=İLK ELEMENT=MADDE GÖRÜNÜMÜNDEKİ ENERJİ=TEK MADDE=İNSAN MADDESİ =İNSAN.Bu KEY terstten okunursa YEK yine tek madde tek kanun,bir,Allah.Kanuni ilahi bir seyi bir tek yaratmış,ikinci aynı olan yoktur.Benzerler devami-yettedir.Tekrarlanan hiçbir olayın olmadığını (entropi)kanunlarda da görülüyor.
Reddiyette bir vücut kazanıyorsun eski vücudun,Abese 22.”sonra dilediği zaman onu tekrar diriltecek” Sonra cenabı hak”la yemut” DİLERSE SENİN TOPRAKTAKİ BEDENİ KABİLİYETİ İNTİŞARINI ALEME KEVNE NAKİL ve TERMİM EDEREK NEŞİR EDER.TEKRAR CANLANIP ENKARNE ETMİŞ OLMASI MEVZU BAHİS DEĞİLDİR. KELLA’ da ki KEF atayı sıfattır verilmiş ita edilmiş şeyler demek. Beşeri vücudu-
-3-
muzdaki göz,kulak…bütün şeyler atayı sıfattır.Antisi esiri alemdeki ruhi vücudumuzla soyut ve eksi yönlü değerde vardır ki atayı sıfat esasta sabitat olarak ervahi alem itasıdır.İşte gizli değişken olaya arzda el,ayak,göz…gibi somut ve izafi değerlerle görünmüş oluyor.Fiziğin
belirsizlik ilkası içinde fizik bedeni kurmuş oluyor. Maksat geleceği tayin etmektir, işte yapıcı yaratıcı ret olayı. RET’i kabul etmemiz akıl gereğidir. Peki BU RET HANGİ VÜCUTLADIR? İlk yaratılma külli akıl(ruhi vücut)var olanla nuri Muhammedi evsaflı olay birlikte tevhidi tek kutup gibi vasıf taşır. Buna etki ise Allahtan gelen OL(ruhi vücuda)etkisi idi karşı tepki ona tekraren dönebilmek için FEYEKÜN idi.Aklın(ruhi vücut)çabası zulmet hicapları içinde orada tekillikte ve Allahın bu oluşumuna karşılık sende o birlikte iken(ruhi vücut)çokluk olmanın oradan ayrılmanın yetimliğinde reddi duygudaki his ve sahifeyi istiğdat TEKRAR FEYEKÜN DENGESİNDEN KURTULUP YUVAYA DÖNMEK İÇİN, ÖLÜMLE KENDİNİ YOK EDİP TEKRAR TEKİLLİĞE DÖNMEK REDDİ OLAYININ UYGULAMALARI idi. O ZAMAN BAHRİ MESCURİ YARATICILIK ALEMİNDE RUHİ VÜCUT(Akıl)NEFS DENEN KARŞI TARAF SOYUT ZİYAYİ VÜCUDU YARATTI KARŞILIKLI TEVHİDİ BİRLİKTE AYRI KUTUP gibi DENGELENEN NEFİS BEDEN ZİYAYI VÜCUT ÇOĞALMAK SEVDASINA KARŞI RUHİ VÜCUT DENGE,BİRLEMEK KAİDESİNİ UYGULAR BİR HALDE İDİ.Var olan ruhi vücut zatın hak beraberliği ile tanrı görünümü mezahiril vücut hakkın belireni vasfının icabı hep tekilliği arzulardı.Böylece RUHİ VÜCUT ile ZİYAYI VÜCUT(ilk başlangıç ziyayı vücut)BU İKİSİ TEKİLDE BİR BİRLİKTE İDİLER. İşte böylece ESİRİ BAHRİ MESCURİ KOZMİK HAYAT ZİYAYI VÜCUTLA BAŞLAMIŞ OLDU. işte hayat çünkü ruh başka hayat başka. İstersen nefis, diğerine akıl de! İşte bu kurgulayan insanı tanı ki doğayı manayı tanıyasın. O halde reddi olaydaki koalisyonda RET, herhalde feyekün dengesindeki ziyayi vücut, BEŞERİ SİSTEMDEKİ SİSTEMİ KURGULAYAN ZİYAYI VÜCUT REDDİ OLUŞUM VÜCUDİYETLERİ ÜZERİNDE olduğunu da anlamış olduk. Ruhi vücut ALLAH VARLIĞINDA VARDI ONDA BİR DEĞİŞİKLİK ARAMA o sabitattandır. ZECR(yasaklama, yaptırmama)O ALEMDEN BURAYA RED EDİLMEKTEKİ YAPIMCI YARATICI OLUMLU REDDİYETİ BELİRLER. Yani RUHİ VÜCUT DÜNYADAKİ KAZANCI GÖRÜNTÜSÜ BEŞERİ VÜCUDA ENKARNE ŞEKLİ İFADESİDİR.
SÜMME(sonra)esasta red ve tekid vardır.Sonra demekle OLAYIN BİR EVVELİ VARDIR.Cenabı hak kıyamet demekle de ölümsüzlüğü Allah da belirlediği gibi esasta da insan ölümsüzdür.Boyut, zaman, mekan,hız değiştirmesindeki şekil yapı görünmemezliği öldü bitti manası taşımaz.ÖLÜM İNSANIN DİĞER BİR BOYUTA GEÇMESİ DEMEKTİR.İnsanın evvelki hayatı varmış hani cenneti alemde var idik ruhi vücut olarak oradan buğdayı yemekle red edilmiş(kovulmuştuk).BÖYLE KOVULMA YOK bu SÜMME KAPSAMLI SONRA VEYA YAPICI RED OLAYI idi.işte o alemde ruhi vücut olarak vardık. ORADAN BU ALEME GELENE KADAR KİMBİLİR KAÇ ALEMLERE UĞRADIK HER BİR ALEMDEN RED OLUNARAK ARZA KADAR İNDİK. RUHİ VÜCUT, KENDİNE ZİYAYI VÜCUT ŞU FİZİK BEDENİMİDE KENDİSİNİN YAPMASIDIR. O RUHİ VÜCUTTAN BEŞERİ VÜCUDA GİRİŞİMİZDE YİNE BİR RET OLAYIDIR. Burada ruhi vücut sabitat aleminin referansı veya istinadı gibi kendisinde hiç bir değişiklik olmaz.DEĞİŞEN VE MEKANINA GÖRE ŞEKİL ve VÜCUT ALAN BEDENİMİZ ise ZİYA VÜCUT OLAN FİZİK YAPIMIZDIR.İşte RET OLAYI BU VÜCUT ÜZERİNDEDİR.Ruhi vücudumuzda değişiklik olmaz çünkü her şey onun sabitatıt cenabı Hak izni ile ruhi vücut yetkisinde arza intiar ettirtiyor.Şimdi o dilerse senin bedeni kabiliyetül intişarını(topraktaki ziyayı hal enerjetik bulunuşun) topraktan alemi kevne nakil ve intişar ettirir,baba kuvvesinden anneye evrelerini tamamlayarak doğumla arzda bulundurur.O HALDE DÜŞÜN! KAÇ YERDEN YERE RED OLUNDUN?Acaba bir azabı mukaddes içinde misin veya Allah’ ın cehennemi buralar mı?İşte her insan bu ahvali yaşadı o halde olaya devam ettiğine göre BUNDAN SONRAKİ RED OLAYLARI OLACAKTIR AMA RUHİ VÜCUT SABİT OLMAK ÜZERE TAŞIYICI FİZİK BEDENDE. Ama YENİDEN YENİYE BEDENLERLE!
Kur’an ayetlerinde KELLA bir nevi reddiyettir. ama yapıcı yaratıcı reddiyet. Anlamı İLERİ BİLGİDE OLANLARIN İSTİKBALİNİ TAYİN İÇİN OLAN REDDİYETTİRKİ YARATCICI VASIFTADIR. Teaküs olayında 2 CİSİM + ve –OLARAK birbirleri ile ÇARPIŞTIMI İKİSİDE YOK OLUR. Yerine YENİ BİR YARATILMIŞ VARLIK MEYDANA GELİR. 2 RET, yenisi VÜCUT ve İSBATIDIR.İşte yaratılma kanunları bu çarpıştırma teaküs olaylarını meydana getirmek için parçacık fizik üstatları 90 km. boyunda yer altı hızlandırıcılar inşa etmektedirler.Mevcut ufak boydakiler kafi gelmemekte.Işık hızına yakın bir süratle bu hızlandırıcı da ki parçacıklar birbirleri ile çarpıştıkları zaman. Mesela;PROTON NÖTRONA DÖNÜŞÜYOR YENİ BİR VARLIK ORTAYA ÇIKIYOR,YARATILMIŞ OLUYOR ESKİSİ RET YENİSİ OLAYA DEVAMDA OLUP ŞAYET BİR YENİSİNİ TEKRAR ÇARPIŞTIRIRSANIZ BUDA TEKRAR CİNSİYET DEĞİŞTİRİP TEKRAREN ve BAŞKACA YENİ BİR PROTON OLUŞUNUDA ŞAŞMAYIN.İşte yapıcı yaratıcı ret olayları yeniden yeni bir cisme,eskisi ademe yokluğa gitmektedir.Kendine bir bak her an yeni bir vücuttasın eskisi ret yenisi oluşumdadır.RET ve ENKARNE olaylarını hemde üzerimizde her an yaşıyoruz gelecekte beklemeyin.Bu “letüselünne” deki HEMZE işareti beşeriyettir.Yukarıdaki
-4-
çarpışma olayında bütün mahlukatın oluşumunu ve şu beşeriyet denen fani ve geçici hayatında bir hemze işareti hükmünde ufacık oluşumu,öteki alemi oluşuma kıyasla!
Abese 24.(Hayır, doğrusu insan, Allah’ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir)Bu 2. mertebe reddiyettir. ”Ey mağrur insan bu fikirden vazgeç insandan bir şey terk olunur untulur mu zannedersin.İnsan bidayetten nihayete kadar az çok kusurdan kurtulamaz lakin insan istiğda den kemal veyahut dalali yüklendiğinden emr olunduğu vech üzre cenabı Hakkı bilir ve emri ilahiyesine ifa ederse alemi illiyüne uruç eder.Aksi surette esfele safilin ve alemi siccine nüzul eder ki bunların her ikisi de insanın istidatlarına mevdudur” buyrulmuştur.Sen hiç unutulacak veya terk edilecek bir varlık değilsin sana ilahi kapsamlı istiğdat verilmiştir,katı bir anlayışla ilim zannettiğin şeyleri genişlettiğin istiğdadınla anlar ilmin hakikatine yönelir nerde olduğunu anlarsın.İNSAN HAYATTA İKEN RUHİ ve ZİYAYI VÜCUT BEŞER YAPISI 2’li hali ÜZERİNDE iken bu İKİSİNİN BİRLİKTE KAZANACAĞI TEKRARİ VÜCUDİYET OLACAKTIR.Bu kazanç vücudu iyi ameli cennet,kötü ameli ile cehenneme geçeceğidir. Cenneti bahri mescuri esiri alem üzeri evrenlerde düşünürken cehenem ise alemi dünyalardadır. İşte bu istiğdatllarınla kazanacağın vücudiyet senin makamını ve zamanını belirleyecektir.
İNSANLARA ÜÇ YERDE KELLA “Reddiyet” VARDIR:
1.KELLA: Alak 6.”Kella innel insaniyete leyetga” Kendi cehalet ve nadanlığından(haddini bilmez) haberi olmayıp da peygamberani azam ve evliyayı kiram ile kıyası nefse kalkışarak“in entüm illa beşerün mislüna” İDDİASINDA OLAN KELLA ile RED OLUNMUŞTUR. Kısaca insanın dış görünüşe göre hüküm veren kişilerin yanılgıları,kendilerini peygamber ve evliyaya nispet etmeleri.Esasta İNSAN ve MUHAMMET’İN,MUHAMMET’LE BİRLİKTEKİ ANLAYIŞA GİRDİLERMİ MUHAMMET KAİNATIN MİSLİDİR ve dahi EVLİYAULLAHDA KENDİLERİNİ MUHAMMEDLE KIYASLAYARAK AYNİYET GÖRMELERİNİN CEZASI ÖLDÜKTEN SONRA TEKRAREN DÜNYAYA RET EDİLİŞLERİDİR.Bu surede insan 3 yerde KELLA ile red olunmuştur ki hakka salik olan bir şahıs 3 yerde hatarat(tehlike)arz olmakta. RAB kelimesi ALLAH’ lık değil TERBİYE EDİCİ KİSİLERE denir. Bir öğretmen talebesinin Rabbidir. Elma’da bile rububiyet yani Rablik vardır.
SIR: DÜNYA HAYATINDA İYİ BİR RAB TERBİYESİ GÖRMEMİS KİSİLERİN ÖTEKİ ALEME YÜKSELEMEYİSLERİ ÖLDÜKTEN SONRA GERİSİN GERİ DÜNYA RABLİĞİNE İADELERİDİR Allah ve resulumuz böyle KELLA ret’liğinden bizleri korur İNŞALLAH düşün bir mektup gelse bunu iade etmen herhalde tatsız bir sey reddiyet ortaya cıkar.
2.KELLA;Alak 15-16.”kella leinlem yentehi..”reddiyedir. Halkı yalancı ve şaşırtıcı bir meslek, yapma yani suni şeylere çekerek kendisine tabi kılıp emri umumi fikrini neyh etmektir bu da red olunmuştur. MÜSLÜMANLIĞIN MAHVOLMASINA UĞRAŞAN ve islamiyeti gözetleyerek zayıf taraflarından YIKMA ve BOŞ FİKİRLERLE HALKI İHLALE ÇALIŞANLAR RED OLUNMUŞTUR.Onlara tembih olmazsa bir belaya zaruri helakın davetini işittirecek ve nihayet helaka gireceklerdir.
3.KELLA; Alak 17-18.”…kella latutiğhu vescud vakterib” HALKI DELALET ve FİTNEYE SEVK EDEREK HELAKE DAVET EDENLER, Bu fikirleri için TENBİH OLUPTA NEDAMET ETMEZLERSE BİZDE ONLARI DELALET İÇİNDE TERK EDER DÜNYA ve AHRETİNİ TAHRİP EDERİZ. Bir kimse DİNİ AHKAMLARA, ANANE ve MİLLİYETİNE TAMAMIYLE TABİ OLMAZ AYRILIK ÜZRE OLURSA ONUN KALBİ FISK, FÜCUR ile KARARIR. Hidayet yerine, delalet galebe ederek kendisini şiddetle helaka sürükler. Bu 3.Rettin de delaletle eğilme kendisine cenabı hakkın hidayet ve rahmetinden mahçup eden kimseleri reddi zorlama ve onlara baş eğerek tabi olmamayı arzu eder. Cenabı hakkın o emrine inkiyad ve resulullaha tabi olursan Allaha yaklaşım olur.CAHİLCE TEFEKKÜR, İTAAT ve SUNİ BİR MEZHEBE İTTİBA AKLIN ŞEREFİNE NOKSANLIK VERİR ZİRA İSTİKAMETİ BİLİNMEDİKÇE BİR KİMSENİN FİKRİNE TABİYET İNSANI TEREDDÜD DE BIRAKIR. Resulullahın nübüvvetindeki doğada ne varsa onu belirlediğidir.
O zaman güneş’ den, aydan, çiçekten, atomdan ne zuhur eder, ne meydana gelirse gelsin. Bunları Kur ’ani şuunatı ilmiye ile açıklamak isteyen kişi bilir ki her şeyin nufusu cüziye(ZE)gibi görünen aslı ziyayı vücut olan insandan meydana geldiğini bu günkü ilimlere mutabık olarak ifade eden boyut zaman kişilere ZEBANİ denir. Mesela; Güneş’ den gelen kozmik ışınlarını aslı ziyayı vücut insandır. Ama kozmik ışın olduğu için zabani benzetiminin bilmediği ilimdir. Açıklayan kişiler basit öğrenim almış kişilere öğretisinden vazgeçirmesi anında o kişinin çektiği eziyet hakikat sözün ona zorluğu ile onu eziciliği zebani tafsifin de gözükür. Tekasür 2.(Kabris-tanı ziyaret edinceye yani onların arasında yatıp ehli kubur oluncaya kadar iyi hal toplamaya gayret ve ilmi hal tahsiline himmet ederek marifetullaha mazhar olmaya çalışın)ki nadan ve cahil kalarak 2.DÜNYA HAYATI veya RED gibi bir muaheze olmaktan kurtulun.Bazen insanlar BENİM KALBİM TEMİZ BEN KALBİME BAKARIM şeklin de kendisini ibadetten alıkoyan bir çürük zihniyete
-5-
sahip çıkmasıdır.Geçmişte büyük zat olarak tanınanların kabirlerini ziyaret makbulse de bunlarla olan isteklerinizi ondan beklemek sizi Allahın rızasını tahsilden geri bırakmasın,bu durumda yalvarışlarınız hakkın rızasından habersizliğinizi ortaya koyar. Çünkü hakiki faili Allah’tır ve Hz. Muhammedi bi hakkın tanımadığından tanıyamaması ve üzerinde bulamamasıdır. Şuunatı ilmiye ile öğrendiklerini kendi yaşantı bedeni üzerinde fizikman görmeleri hal ilmidir. Allah’ı ancak bu ilimle tanımaklığın işte bu marifetullahtır.
TEKASÜR 3.”kella sevfe tealemun”(Hayır ileride bileceksiniz)KELLA Red manasındadır ve tekit için”SEVFE” stikbali tayindir. Burada atayı sıfat(KEF),LAM’ül mevhum ve batıla aks etmiştir. KELLA red ise SEVFE geleceği tayin içindir. RED ile MUAHEZE OLUNANDA ALLAHIN MERHAMETİ İLAHİSİNDE OLDUĞU böylece RED OLAYI GELECEKTE Kİ VÜCUDU HAKİKİSİNİ BULMUŞ OLMASIDIR. Ruhi vücut sabit olduğu için RED olayı mevzubahis değildir.”vel bağsubadel mevt” öldükten sonra dirilme olayı gelecekte değil her an üzerimizde uygulanmakta“halken cedida”her an yeni bir vücut sıfır saniye de zamansız olarak maliksin.Vücudunda eskiyen uzuvlar red edilip yerine yenisi gelmekte .O zaman burada kazanılan unsuri ibadeti vücudumuzdur.
SIR: Şayet bu iktisabi vücudu kazanamaz isek KELLA uygulaması ile“sevfe tağlemun” istikbali tayin için şöyle; ERKANI İSLAMİYET ve AMELLERİMİZİN TOPLAMI OLAN VÜCUT SON NEFESE KADAR
YAPISINI TAMAMLAYAMAMIŞ ise ÖLÜMDEN DÖNÜLEMEMEZLİĞİNDEN DOLAYI, DÜNYA VÜCUDU KENDİSİNİ ÖLÜME TERK EDECEKTİR. SON NEFESİN, SON SIFIR ANINDA RUHİ VÜCUDUMUZ bu kez KENDİSİNİ TAŞIYACAK OLAN 2. veya 3. ve 4.VÜCUT OLARAK KAZANACAĞIDIR. REDDİ OLAYLAR BU ARA KESİMDEDİR. İKTİSABİ VÜCUT TAMAMLANDIĞI AN İNSAN GELDİĞİ YERE ”ruhla birlikte iktisabi vücutla ”CENNETİ ALEMİNE GİDECEKTİR.
“sefve teğlemume”(Hayır ileride bileceksiniz)geleceği tayin ise büyük bir tenbihdir. İşte böyle ENKARNE REDDİ OLAYINDA GELECEĞİNİ TAYİN EDEMEMİŞ yani KENDİNİ ÖTEKİ ALEME GÖTÜRECEK VÜCUDU İKTİSABİSİNİ YAPAMAMIŞ KİŞİLERİN NADİRENDE OLSA MERHAMETİ İLAHİ OLARAK 2.BİR DÜNYA EZİYET ve MEŞAKKATİ İÇİNDE HAYATI YAŞAMASI mevzubahis olur. BU MEŞAKKATİ DÜNYADA, YENİ VÜCUDU ARIZALI OLABİLİR veya GÖRÜNTÜDE SIRTINDA KOCAMAN BİR KAMBUR yada FİZİKİ AKSAKLIK TAŞIYABİLİR.NEDENİNİ KENDİN DÜŞÜN! BÖYLE BİR DÜNYA HAYATINA MEŞAKKATLİ OLARAK GİRMEMEK İÇİN ERKANİ İSLAMİYYE ve AHLAKI İNSANİYE ile ALLAH ve RESULİ ve DÜNYA HAYATININ BİR GÜN SON BULACAĞINI KENDİ KIYAMETİ ÜZERİNDE OLARAK, DÜŞÜNEREK BİR HAYAT GEÇİRMEN KENDİNİ BÖYLE BİR REDDİ OLAYDAN MUHAFAZA EDER.Yani mana ve kitabi değerlere yaslanır ve o yolda bulunursan senin soyut vücudunun isteği yani ruhi vücudun seni ”terahi rütebi” yani KELLA olan reddiyetten onun,kurtaracağını bilesin çünkü Allah böyle bir muahezeyi kendi şanında düşünemez yani bu olayı Allaha mal etme.Kainat kurucusu olarak ruhi ve beşeri vücudunun bütini uygulamaları şu anda kendi üzerindedir.NE YAPARSAN ELİNLEDİR KENDİNİ TANI! KELLA; Hayır demek. RET OLARAK KULLANİYOR RET OLUNMAKLA NE OLUYOR? GELECEK İSTİKBAL TAYİN OLMUŞ OLUYOR. ENKARNE OLAYINI YENİDEN DOĞUŞ şekli ile DÜŞÜNMEMELİ İKTİSABİ VÜCUDU TAMAMLAMA OLAYIDIR. Bu vücutlara KİTABI EBRAR cennette,KİTABI FÜCCAR’ da cehennemde kazandığın vücuda denir. Yerleri soyuti sabitat alem ile somuti aşağıların aşağısı SİCCİYN denen alemi dünyalardır.
TEKASÜR 4.”sümme kella sevfe tealemun” SÜMME, Terahi-i(geri çekilme)rütebidir. RET ömrünü gaflet ve evham ile geçirerek kendisinden ve dininden bihaber olanların zan ettikleri gibi olama-
yacaktır. Yani RET ile geri çekilmedir, ayrıca AHİRETTE BİLE RÜTEBİ YÜKSELİŞLERİ DEVAM EDİYOR.
SIR: REARKARNASYON OLAYLARININ BU OLAYLARLA ALAKASI YOKTUR. KELLA; Hayır-red- tekrar, tekrar-sonra anlamlıdır.
O halde BU YAŞANTIYI SOYUT SOMUT VÜCUTLARIN TEKRAR, TEKRAR veya NEREDE NE ZAMAN GERİ ÇEKİLME OLAYI ve dahi RED OLAYI BİR YAŞANTIYI HAYATTIR. Arzdaki kuvvet olan irade cüz’ iyetleridir (yapıcı güçlerle).Şöyle ki buyrulan ”şuunatı ilmiyyeyye sahip(Muhammedi)şol bir zatki şefeati ile ilk başlangıçta ”evvele merrede” sizi fitratta kıldı”. FATIR bir şeydir ki ondan diğer bir vücudun husulü umulur(meydana gelmesi). FATIRDAKİ YAŞANTI SİZDEN BAŞKA BİR VÜCUDUN ÇIKMASINA ESASTA YARATICI SEBEPTİR. İşte gizli değişkenliklerdeki iktisabi vücutlar. Bunları SÜMME’ de bulabilirsin. İsra 6.”sümme redetnaleküm”bu ayette hem SÜMME hem de RET geçiyor yani “redet naküm”. Burada sümme terahi rütebidir. 2.Defa bu İPTİLA ZOR YAŞANTI SİZE RET OLUNDUĞU VAKİTTE gibi anlam verilmiştir. Kehf ”sümme yüreddi ila rabbihi”(sonra o rabbine red olur) anlamın da buyrulmuştur. Bunlar RABBİNE RED OLUNANLARDIR. SOYUT ALEMDEN DÜNYAYA GELİRKENDE ÇEŞİTLİ ÇEKİM GÜÇLERİ ile GERİ ÇEKİLİP KORUMA BABINDAN BİR MEKANDAN DİĞER BİR
MEKANA RED EDİLDİĞİMİZDİR. Misal; Baba belinden anneye veya REDDİN GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE
-6-
BOYUTTAN BOYUTA TEKAMULÜ, olaylardadır. GERİ ÇEKİLME OLAYI, ROTA DÜZELTMESİDİR!
Tekasür 5.(eğer ileride bilseydiniz ba’as olunacağınızı)kaçıncı dirilmeyi gibi. Zaten insanlar ölüm kalım arası şu hayatiyeti devam ettirir. Her nefes alış bir hayat, her nefes veriş bir memat ölülük olayını uygular. Alternatif elektrik akımı gibi gösteriştedir. Ayette ”LEV” Şek şüphe aynı zamanda ikiliktir. Bir saniye evvelki vücudun şimdi nerdedir? Ölüm ve dirilmeye uğradığı aşikardır. ESKİ VÜCUT NEREYE RED OLMUŞTUR? ASLINA! ASLIDA DOĞA MALZEMESİDİR. Ruhi vücut ise onun da geldiği yere doğru ilerleyişi ve ilahi aleme vuslata çabasıdır.Bir hadisi şerifte ”esselatı miracul müminun” (namaz müminin miracıdır)gibi anlam verilmiş. Aslı insan ilahi alemden ayrılıp arza doğru gelmesi ile miraç olayımız başlamıştır çünkü yönü ve gideceği yer ve alemi Allah alemidir. Yalnız amel ve itikat ile kazandığı vücudu yani dünyadan kazandığı cennet-lik vücudunu(vücudu muktesebe) uruç ettirir. Fakat şu fizik beden vücud mevhibesini (hibe-hediye edilmiş)toprağa intikali ile bu alemle ruhi vücudun katı alaka etmesi alakasını kesmesi icabı hükümdür.Bu olayları ilmen bilemezsiniz hep şek şüphe imtinağ(çekinme) üzerindesiniz . BEŞERİ VÜCUDUN TOPRAĞA REDDİ RUHİ VÜCUDUN ise İKTİABİ ile İLAHİ ALEME RET gibi YÜKSELİŞİ (urucu)ancak İLİMLE OLUR. Bu şek ve şüpheden ilmen kurtularak “letevünnel cahiym”e ulaşırız.
TEKASÜR 6.CAHİYM’de CİM havayici zarururiye, HA fazlı tekvini. MİM harfinin şuunatı ilmiye harfi ile Muhammedi nur olan yaratılan insanı da kapsar. Bu nuriyat yapı babaya gelmeden evvelki soyuti halinde bedenini somutlaştırana kadar icracıdır. Onun için CAHİM’ deki MİM risaleti peygamberidir, sıratı mustakiymden ibaret,risalet harfidir. Risalet dünyevi ve ümmet topluluğu Hz. Muhammede risalettir. Bir insanın nereden geldiğini nerede olduğunu ve nereye gittiğini Muhammedi risaletle bilmiş olur ve bunu bilmedeki yakıcılığın yapıcılığı cahimi tasvir
eder. CAHİMİ olaylardan geçip cenneti alemde kendisi ile tekraren buluşmamız için ne hikmetse bu cahimi olayın bilfiil bizlerle olduğudur. CAHİM zahiren ateş manasında olup bir işin kesbi vehamet eylemesi ateş gibidir.İşinizde elbette cahim tarafı görür ve sakınırız. Cahiymi herkes cehennem olarak duymuş bilmiş. Elbette işin hakikatini anlar ve mesleğinizi cahimle görürdünüz yani meslekten maksat dinde öğrenmiş olduğunuz ilmi kazancınız dini mesleğinizdir.Ne yazık ki bu hakikate erişemeyenler Cahimdedir yani cehennemi üzerinde taşır ayrıcada gelecekte bekler dururlar.KELLA REDDİYETİ bu cahim olaydan kendimizi kurtarmakla RED ile MUAHAZA OLMAYACAĞIMI-ZIN DELİLİDİR.İşte cahimi de anlamış olduk.
Bir düşüncenin insan beyninde mihraklaşmasındaki İlhami bir faziletin yaratılış güç dengesinde olaylara hakimiyetinizle CAHİM kelimesiyle fazlı tekvini(HI harfi:kainatın kuruluşuna sebep olan ilk insan ziyayı vücutlar)yaratmaz.Cahim ateşi bir güç ise muhakkakki yaratıcı güçtür.Bunu havayici beşeriyenize(CİM-insanın zaruri ihtiyaçları)izhar ederiz yani insanın soyut ve somut alemde ne varsa hepsine olan ihtiyacı demek.Bu ihtiyaçları fazlı tekvinimizle kendimiz yaratma ateşin gücümüzle onları hazırlardınız demektir.(yemek,içmek,kadın..)Soyuti alemden arza yani esfele safilin olan yer küreye gelirken kozmik ateşin ışınlar yapıcılığında kendiniz hazırladınız. Eşinizi bile bir dualite olarak fiziğin belirsizliğinde kendiniz, kendinize hazırladınız. Mesela; Fasulye insanın ihtiyacı ise güneşin mahsulu ve imalatıdır güneş enerjisinde aslı fatonda deseniz kuant altı elif noktası olarak ziyayı vücut insandır.Fasulye ziyayı vücut insan enerjisinden meydana gelmiştir. Yalnız sana kısmet gibi görünen fasulyeyi senin kendi ziyayı vücudun yapar. Senin görünmezde ki çekim gücün o fasulyeyi tekraren size nasip kısmet eyler.Bu olayları hazırlamadaki kesbi vehametin ateşi onun yakmazlığı cahimiyettir.Bu ilimde şu’ unatı ilmiyedir. Yani güneş aracılığı ile gelen ziyayı vücut insanın arzda kendini has düzenlediği oluşumları bilmek ancak bu ilimledir. Cennette cehennemde insanın üzerindedir yeter ki farkına varalım.
TEKASÜR 7.Cahimi olaylar içinden geçerek dünya vücudumuzu kurguladığımız bize cahimi olayın bahşi yani ruhi vücudumuz bu beden içinde dünyada red gibi(red değil)bulunuşudur. Ayette SÜMME “terai-i rütebi”yani DÜNYADAN GERİ ÇEKİLEREK CENNETİ ALEM DE BULUNDURULUŞUNU RED GİBİ BİR TERAKKİ OLAYI OLARAK BELİRLEMEKTE.RUHİ VÜCUDUMUZ DÜNYA DA KAZANDIĞI VÜCUDU MUKTESEBESİ İÇİNDE yani TAŞIYICI VÜCUDU İÇİNDE ÖTEKİ ALEME IŞINLANACAĞINI BİLMİŞ OLSAYDINIZ AMEL ve İTİKADINIZ SİZİ BİR İLMİ YAKİNE“İSAL(gönderme)EYLERDİ.
TEKASÜR 8.”letüs elünne” hesaba çekilmede 3.derecedeki RÜTBE olarak KABUL EDER ve bu RÜTBELERİ KENDİ ÜZERİNDE BULUR. Lamül kitap-vesile—akıl vasfımız bizim üzerimizdeki beşeri vücudumuzun soyut denge üçlüsüdür. Onun için ruhi vücudumuz beşeriyete gelirken KİTAP ve NÜBÜVVET anlamlı RÜTBELERİ ile ışınlanır. “teaküsün” çarpışma ve aksetmesi “letüselünne” deki hemze ELİF’ in beşeriyetidir. Yani ruhi yapı beşeriyet şekli içinde gözükmüştür. FİZİK BEDEN İÇİN HARCADIĞI ZAMAN “yevmiddiyn” DİN GÜNÜDÜR. Anasırı Erbaa olan 4 toplu maddeden gelmiş, şu
-7-
vücut yaratıcı güçle nübüvvete ermesi din tarifindedir,DİN budur. LETÜSELÜNNE’ deki “rütibi selese” yani 3 mevaiki yaşantısı vardır.1-LAMÜL KİTAP,2-LAMÜL VESİLE,3-LAMÜL AKIL bunlar sahifeyi istiğdatlardır. işte bu istidatlar meleküti soyuti olup ervahi alem ruhi vücut menşeğlidir yani ruhi vücudu maddeyi soyutiyeleridir ve beşeri vücudumuzla tasarruf eder. Esasta bunlar 10 boyutludur. Böylece ”rütübü selese” anlamlı rütbeli veya bir diğerlerin soyuti alemden beşeri aleme RET gibi gönderilişini 3.derecedeki SÜMME RET kavramı ile belirlemiş oluyor. SİN(soyut insanların ruhi alemdeki topluluğu) Melekütiyetül insaniye = beşeriyetül kitap nübüvvet ile teaküs eder,ruhi vücudumuzdur.Arza gelerek beşeri bir anatomi vücut içersinde saklı yapısı vardır,bu yapıya beşeriyetül kitap denir.Ayrıca nübüvet ile teaküs(çarpışma)eder.Nübüvvet soyut alemdeki Hz.resule ümmet olarak ervahi alemdeki ilk bulunuşumuz resulun bu boyuti toplulukla bulunuşu onun nübüvvetidir. Risaleti ise beşeri topluluğudur.
Yine şöyle buyruluyor ”ama defi tabiğ gibi(dışkı çıkarma)şeylerde de bir ferah asarı müşahede olunur. Asar,talğa muvafık gelenler maneviyattandır” Ter,defi tabi(dışkı)ve omurilik şeklinden çıkan madde gibi hevayı nefsaniyenin havayicin ihtizazı ile olan riayetler uyumlar)işte bu anlatımlarda HAYATİ OLUŞUMLARA OLAN BAĞIMLILIĞINI ve ASARI HAYATIN NERELERDE VAZİFE BAŞINDA KAZANILDIĞINI bizlere BERD’İ KEYFİYETLERDE MÜJDELER.Bunlar REDDİYETTEKİ HAYATİYET-LERDİR.Omurilik SPERM OLUŞUM oradan RED gibi BEŞERİYETE İNTİKALLE HAYATİYET UYGULAMALARIDIR. İşte bunların ferahlığındaki bedri anlayışlar devamıdır. Oraya gidenlerde ARINMIŞ OLMALARI ile ORADA BULUNACAKLARIDIR.RAHATI HAYAT BURADA YOK GİBİDİR. BU AZABI MÜŞFİKUNLARI ÇEKEREK TEMİZLENMİŞ OLARAK CENNETİ ALEME yani GELDİĞİMİZ ALEME URUÇ EDECEĞİZ. İnsanın BABA BELİNE IŞIK HALİNDE KOZMİK SEMAVİ KATLARI GEÇEREK HİS ETMEDİĞİNİZ YAŞANTIYI VÜCUDA GETİRECEKTİR. Yine “ta’rücül melaiketi”vasfı ile arza geliş haricinde birde BEYYİNE 1.”hatta teatiyehümül beyyinetü” atayı sıfatta bir semere intaç edememesi o şeyde kevnuniyet münadem olduğundandır” buyrulmuş. BİR BELGE OLARAK ARZA GELEMEYENLERİDE UNUTMAMAK LAZIM. ALLAHIN KENDİSİNE VERMİŞ OLDUĞU (ita)ORACA(soyuti)ATAYI SIFAT KEYFİYETİ KEMİYETLERDE BİR VÜCUT ESERİNİ DÜNYADA MEYDANA ÇIKARAMAMASI, o şeyde DÜNYADA YAŞANTI HAYATİYET VÜCUDİYETİ ONDA OLMAMASI ZARURETİ ÜZERİNEDİR. Buna”KEVNUNİYYEN MÜN ADEMDİR” buyrulmuştur.YEVMÜN’ de her ne kadar gün olarak verilse de biz bunu “melaikenin tağrucün” de buluyoruz. Melekat vasıf soyuti ruhi ademi insanın yükselişe yani uruca müstait olduğu gün yani oradan yer küreye gelmeye yöneldiği anki, tağrücül melekat yönünün ayetteki VERRUHİ İLEYH keyfiyetine döndürnmüş oluyor.
Toprağa konmuş tohum bir nevi mezara girmiştir orada tohumun aslı ölmüştür. Ölenin yerine ölen tarafından iktisabi vücut kazandırılarak aynısı değil bir benzeri toprak tarafından ret edilerek LEVİTASYON gibi ters KELLA itmesi ile(yukarı çıkış uruç)yükselmiş oluyor bu KELLA kavramı Kuranı hükümde RET anlamındadır. RED gibi GÖZÜKSEDE ASLINDA GELECEĞİ TAYİNDİR. Cenabı Hak arzdan size nebaat çıkarır, arzdan ihraç yolu ile çıkan ve bu vasıta ile vücuda gelen eşyaya NEBAAT denir yani LEVİTASYON. Bu demektir ki arzda ne varsa arzların meydana getirdiği şeylerin hepsi insanın vücuduna gelip bu vücudu devam ettiriyor.”arza size iade eder” yani olay ÖLDÜKTEN SONRA ARZA ŞU TOPRAK SU KARIŞIMI KILIF ELBİSE BEDENİMİZİ GERİ İADE EDER.İADEDE RET gibi LEVİTASYON OLAYIDIR. Yalnız İADE OLAN RUHİ VÜCUDUMUZ DEĞİLDİR OTLAR YİNE BİTER. İADE BEDENİN ASLI DOĞA MALZEMESİ OLDUĞU için FİZİK BEDENİMİZ TEKRAREN ARZDAN NEBAT OLARAK ÇIKAR yani ”Nebat ile SİZİ ARZDAN İHRAÇ EDER” demektir. Neden bu İHRAÇ ve İADE? AYETTEKİ ”SÜMME” KAVRAMINDAKİ TEKRAR TEKRAR”KELLA” RET YOLU İLE ENKARNE EDİYOR. Ne büyük bir devri daim ve görünmez denge. Demek ki doğada ne görürsen bunların aslı ve esası ziyayı vücut insandan ibaret olduğudur. İşte bu Adiyat 2.deki yaratıcılık olayında ki güç ve kuvvetin madde ve anti maddesinin insanda vazifelenmiş ve foto insan olmuş.
“Nitekim toprak takazayı halikiyete mazhar olup gayip aleminden ahz edip,alemi şehadetle izhar eder ve alemi şehadetten ahz edip ademe nakl eder” buyrulmuştur.0 ZAMAN GELECEKTE YOK OLMA-NIN ÜRÜNÜ OLARAK GEÇMİŞTE YARATILDIĞIMIZI GÖRÜYORUZ.Bu ne hesaptır ki doğrudur.Bir düşün! Kaç yerde ölüp kaç yerde yaratılıyor ve ölümden hayat buluyoruz. Yok olmanın ürünü var olmak (hayat) oluyor.Yani gelecekteki ölüm olayı ile yok olacak vehmindeyiz,halbuki bu ölüm olayı bir ürün meydana getiriyor bu ürün bir vücut demektir.Frof.Hans ”LEVİTASYON TOPRAKTAN BİTME, HAVALANMA demektir.Buda bize HAYAT VERİR.MEZARDAN DİRİ, DİRİ ORTAYA ÇIKAR. LEVİTE; YÜKSELME, BİTKİ TOHUMUNUN TOPRAKTAN SÜRGÜN VERMESİ, BAHARLA BİRLİKTE YENİDEN YARATILIŞA YÜKSELME, BİTKİNİN TOHUMDAKİ GENETİK BİLGİNİN(ENFÜS)VE PARAPSİKOLOJİK PARANORMEL HAVALANMA” demiştir.Bu bir uruç ve ihraç olayıdır,bir yerde TOPRAĞIN TOHUMU RET ETMESİDİR. ÖLÜDEN DİRİ OLAYIDIR. TOPRAĞA KONMUŞ TOHUM BİR NEVİ MEZARA GİRMİŞTİR ORADA TOHUMUN ASLI ÖLMÜŞTÜR
-8-
ÖLENİN YERİNE ÖLEN TARAFINDAN İKTİSABİ VÜCUT KAZANDIRILARAK AYNISI DEĞİL BİR BENZERİ TOPRAK TARAFINDAN RET EDİLEREK LEVİTASYON gibi ters KELLA itmesi ile (yukarı çıkış uruç) yükselmiş oluyor bu kella kavramı Kuranı hükümde ret anlamındadır. Red gibi gözüksede aslında geleceği tayindir.
Ara bölge olan esiri alem yani bahri mescuri yani tampon bölgeden bahsedelim.SOYUTTAN SOMUTA ve SOMUTTAN SOYUTA GEÇİŞ var.Ya SOYUTTAN SOMUTA GEÇEMEYEN ENKARNE olan REDDİYETTE Kİ İNSANLAR?CİSİMLER EVRENİNİ ÖTEYE ŞEKİL DEĞİŞTİRMEDEN KAÇIRMAYAN ÖTEDEKİ yani ERVAHİ ALEMDE Kİ VARLIKLARIDA yine ŞEKİL BOYUT DEĞİŞTİRMEDEN BU KEVNİ SİSTEME KAÇIRMAYAN ESİRİ ALEM dediğimiz BAHRİ MESCURİ ARA BÖLGEDİR.CİSMANİ BEDEN VARLIKLAR BİR KUVVE ve GÜÇ OLARAK BAZEN MADDİ TANECİKLER BAZENDE MELEKAT SOYUTTURLAR.Bunların ESRARI UNSURLARINI KUR’AN NAR ve NUR İFADELERİ İÇİNDE TARİFLER. Yani NAR ve NUR PARÇACIKLARININ bir özelliğide YARILARI TAKYONİK, YARILARIDA TARDYONDUR. Yani BU NARİ NURU PARÇACIKLARIN YARILARI + DEĞERSE DİĞER YARILARI –DEĞERİ TAŞIRKİ SOYUT ve SOMUT ALEMİ GEÇİŞTE ORALARA YARI ÖMÜR DEĞERLERİ ile UYUM SAĞLAYIP VARLIKLARINI SÜRDÜREBİLSİNLER(olayı üzerinde düşün melekattın şimdi beşer oldun) Melekatken “tağrucu” uçucu idin beşerken dünyada kalıcısın uçman için 2.bir melekat vücuda iktisabına ihtiyaç duydu. Bu 2 sıfatiyet yani SOYUT SOMUT VARLIKLAR KENDİ ARALARINDA ALLAHIN VARLIĞINDA İŞ BİRLİĞİ YAPMAK ZORUNLULUKLARINIDA ÜZERLERİNDE TAŞIR. AHİRET yani SOYUT EVRENDE MELEKAT iken senin ENERJİN NUR, DÜNYA ve BEŞER ALEMİNDE ise NAR idi.Nara ateş diyenler de var yalnız bir ilahi koruma ve atfetme olayı içinde,nar yani ateş enerjisi cenneti alem melekat alan için sanki ALLAH KATINDAN RED EDİLMİŞ HARAM gibi O ALEMDE ATEŞİ GÖRMEK YASAKLANMIŞTIR. ORAYA GEÇEMEZLER çünkü ENERJİ HAKİMİYETİNDEDİR ORALARI. Onun için AZABI VAKİ ancak DÜNYA YAKICILIĞINDAKİ NARİ ENERJİ AŞK ATEŞİ bile olsa BİZLERİ AZABI ile YAKTIĞI yinede UZLETİ TATLILIĞI İLEDİR. CEHENEMİN VARLIĞINI BU YAŞANTI BEDENİMİZDE ve YER KÜREDE BULUR. 2 SOYUT DEĞER CİSİM ARASINDA yani MELEKAT YAPILARDA ASLA ATEŞ YOKTUR, NUR KUCAKLAMASINDADIR.
SIR: Örneğin İLAHİ ALEME UYGUN OLMAYAN ve GERİSİN GERİYE DÜNYAYA RED EDİLEN VÜCUTLARDAN HABERİN OLSA İDİ?
Tekasür süresi içeriği yani reddiyeti bildirdiği halde alan ve mekanına göre habersizliğin ne garip ki dünya nizamını hemence devam ettirdiğin acaba bir korumamıdır? Tekasür 3.”kella Seyfe tealemun” ve teraki rütebi ile”sümme kella Seyfe tealemun” yani uhrevi vücudunu oraya yakışır,orada hakikat vücudunu dünyadan kazanmak durumu ile ölmüşlüğün ile ahirete intikal eden kendini tamamlamadığın vücudun gerisin geriye dünyaya red edilişi hatta tekrar ve tekrar ”sümme” kavramı ile red ediliş ilmi sağdatça istikbalini geleceğini yeniden temin etmekle 2.bir dünya yaşantın geleceğini temin içindir yani ilahi alemdeki oraya uygun vücudunu yapmamış isen bu reddi yapıcılıkla (red diye düşümnme bu bir yapıcılıktır)kazanacağın ahiret vücudu ilahi alem ve mekanda vücud olarak belirlenecektir (bu yazılanların rearkarnasyon ile hiç alakası yoktur).
SIR: İşte bu sırrı ilahi gizem içinde bulunduğumuz halde habersiz oluşumuz bu ilahi bir korumadır yani şayet oraca bir azap varsa reddiyetinle azaptan kurtulmuş olursun yeni yaptığın vücudla.
Kehf 37-4. “..sümme sevvâike recüla”, (Sonrada seni düzgün bir adam kılığına getiren). Buyrulan “sonra sana bu akıl ve ilmi bu vücudun ile ihsan ederek seni bir adam yaptı” Yukarda ki ve bu ayet deki “sümme ”kelimesi bizi düşündürür. “sümme” tekrar, tekrar manasında olup, insan hayatında “teraki rutebi” TEKRAR GERİ DÜNYAYA DÖNMEKTE VARDIR. ERKÂNI İSLAMİYYE UMDELERİ İÇİNDE BU ÖMRÜ GEÇİRMEN SENİ TERAKİ RUTEBİYE KATİYEN UĞRATMAZ.
Bu ayet RABLIĞIN FEYZİNDEN YARARLANAMIYARAK SUFLİYET (dünya) ÂLEMİNDE KALAN KİMSELERİN “SÜMME”leridir. Kıyame 31-32. “fela sadeka vela sallâ velakin kezzebe ve tevella”dır (tasdik etmedi, namazda kılmadı-ancak yalan söyledi ve yüz çevirdi). “BU MAKAMA VASIL OLMAYAN ve ÂLEMİ SÜFLİ-YATTA FEYYAZI MUTLAKTAN TERAKKİ EDEMİYEREK TENZİLDE KALAN ADAMLAR TASDİK EDEMEDİLER”. Yani GÜNEŞTEN İLAHİ ALEME GEÇMEYENLER TENZİLDE KALIP DÜNYAYA RED EDİLENLER. Anlıyoruz ki kur’ani hükümlerin hakikat ledüni anlamları ile dursak bilinmeyenler bizlere aşikâr olur. Bizce anlayışları şöyle ki “sümme” kavramı REDDİYET DEĞİL İNSANIN GELECEĞİNİ YENİDEN TAYİNE VESİLE OLUŞU HAKKIN HİMAYESİ OLDUĞUDUR. İlahi aleme geçecek VUCUDU MUKTESEBE MAKAMINI KAZANANMIYANLAR yani BU MAKAMA ERİŞEMEYEN KİMSELER. DÜNYACA BİR ÖMRÜ YAŞADIKLARI halde, AHİRET VUCUDUNU KAZANAMAMIŞSA! Şayet varsa! CEHENNEMDE YANMAK İÇİN DÜNYAYA GERİ GÖNDERECEKLERİ. YENİ BİR ÖMÜRLE AHİRET VUCUTLARINI KAZANMAK İÇİN “sümme” KAVRAMINDA TENZİLE UĞRADIKLARIDIR.
SIR: Şöyle ki ÖLÜMLE DÜNYADAN AYRILAN KİMSELER, İKTİSABİ VUCUTLARI İLAHİ ÂLEME YARAŞMADIĞI İLE BU VUCUTLARI ile GÜNEŞE KADAR GİDİYOR. Düşün, İNSANKİ GÜNEŞE KADAR GİDİYOR, GÜNEŞTEN ÖTEYE İLAHİ ALEME GEÇEMİYOR. Maksat GÜNEŞTEN ÖTEYE GEÇEREK İLAHİ ALEME KAVUŞMAK. TENZİLE UĞRAYIP
-9-
BAŞKA BİR BEDENLE DÜNYAYA DÖNÜYOR. Buradaki hakkın maksadı cehennem dediği ESFELE SAFİLİN denilen AŞAĞILARIN AŞAĞISI OLAN DÜNYAYA GERİ DÖNÜŞLERDİR. İSTİKBALLERİNİN TAYİNİ İÇİNDİR. Sebebi ise, ERKANİ İSLAMİYYE ile MANEVİ VUCUD KAZANAMADIKLARINDAN DOLAYIDIR(bu anlatım rearkarnasyon değildir yanlış anlama).
“GÜNEŞTEN ÖTEYE GEÇECEK OLAN ve İLAHİ ÂLEMDE EBEDİ HAYATA KAVUŞACAK OLAN İNSANI BELİRLEYEN ayet yine Kıyame 30’da “ila rabbike yevmeizinil mesak”,(O gün dönüş rabbinedir). Mealen ”o gün rabbinin yanına sevk olunacağı gündür”. Meali anlatım o gün diyor ama hangi gün? Belli değildir. Onun için biz bu ayeti kerimeye buyruk ile anlamlara giriyoruz. Buyrulan ”Burada şey’iyetin müntehası feyyazı mutlaktan tamamıyle feyyazı mukayyedeye varid olan. Ru-bubiyyetin asar ve hâsılatından husule gelen MESAK burada VUCUDU MUKTESEBENİN NİHAYETİDİR. “Şey’i vahid inkisamı kabul etmez bir hakikat ferddir”. O günki günde külliyeyi Muhammediyenin (SAD), Müstevliyeyi mütesaddıkası(ZEL-vücudu ışık vücut olarak her yerde bulunan insan), olan zata müntehaki oda rabbil erbab olan eceli ve ağladır. Onun terbiyesi ile vucud ve subuttaki şey’iyet orada tekarrür eder. Gayre tecavüz ve inkisamı kabul etmez” buyrulur.
İnsan alahi âlemde vardı. Hakkı bilmek ve onunla olmak için kemiyeti keyfiyeti birlikte olmak üzre cenneti âlemden güneşe sevk edilişimizle. Güneşte ziyayı vucud olarak bulunduk. Ne demek bir düşün! Ta ilahi âlemden güneşe gelmek için zaman ve mesafe aynı zamanda hız meselesi bizi çok düşündürüyor. Şöyle ki dünyadan, yakın komşu galaksiye gidebilmek için milyonlarca ışık hızı bir süratle gitmek belki vardır ama ne garip ki ömrü beşer bile kâfi gelmediği bu günün hesapları içindedir. Ne güze lki ilahi âlemden güneşe gelmişiz. MANA DEĞER OLAN VUCUDUMUZ BOYUT DEĞİŞTİREREK GÜNEŞ DE ENERJİ BEDEN ZİYAYI VUCUD ATAYI ESMA OLARAK HAKKIN BÜTÜNİ CANLI İSİMLERİNİ ONU TEMSİLEN ÜZERİMİZDE BULUNDURARAK GÜNEŞE GELMİŞİZ. BU GELİŞİMİZ”OL” EMRİ gibi BİR HIZLA OLMUŞTUR. Şayet ışık hızı ile gelmiş olsaydık bu hız gelişimizde kağnı hızı bile olamazdı. Şimdi düşün bu hız nedir? “Feyekün” emri ile hemence olmuştur. Maksat dünyada bulunmaktır. GÜNEŞTEN AYA, AYDAN DÜNYAYA IŞINLAŞINIMIZ ŞU’UN ZATLIĞIMIZA VABESTE olmuştur. Bu GELİŞDE HER AN ÇEŞİTLİ VUCUDİYETLER KAZANARAK iktisabımızla baba beline ışınlandığımızla oradan hussiyelere inerek meni boyut ufacık insan olarak bulunuşumuz. Babadan anneye intikal ile âdemi vasıf insan olarak annede vucud kazanarak dünyaya teşrif etmiş olan insan! TEKRAREN ölüm nedeni olarak GERİ DÖNECEĞİMİZ BİR VUCUD MUKTESEBEYİ KAZANARAK İLAHİ ÂLEME DÖNECEĞİZ.
Yine şöyle buyruluyor”ama defi tabiğ gibi(dışkı çıkarma)şeylerdede bir ferah asarı müşahede olunur. Asar, talğa muvafık gelenler maneviyattandır”. TER, DEFİ TABİ(dışkı)ve OMURİLİK ŞEKLİNDEN ÇIKAN MADDE gibi İHEVAYI NEFSANİYENİN(nefsani) HAVAYİCİN (ihtiyaçlar ihtizazı ile olan riayetler uyum-lar)işte buanlatımlarda HAYATİ OLUŞUMLARA OLAN BAĞIMLILIĞINI ve ASARI HAYATIN NERELERDE VAZİFE BAŞINDA KAZANILDIĞINI BİZLERE BERDİ(vucudun mana ve maddesine bürünüp görünmesi) KEYFİYETLER DE MÜJDELER. Bunlar REDDİYETTEKİ HAYATİYETLERDİR. OMURİLİK SPERM OLUŞUM ORADAN RED GİBİ BEŞERİYETE İNTİKALLE HAYATİYET UYGULAMALARIDIR. İşte bunların ferahlığındaki bedri anlayışlar devamıdır.ORAYA GİDENLERDE ARINMIŞ OLMALARI İLE ORADA BULUNACAKLARIDIR.Rahatı hayat burada yok gibidir bu azabı müşfikunları çekerek temizlenmiş ola-rak cenneti aleme yani geldiğimiz aleme uruç edeceğiz. insanın baba beline ışık halinde kozmik semavi katları geçerek his etmediğiniz yaşantıyı vücuda getirecektir.
Kehf 36. -1”vemâ ezunnüssâate..”,(Kıyametin kopacağınıda sanmıyorum). Buyrulan“Ben kıyametide kopar zan etmiyorum”. Bu adam hasetliğinden kinaye hiç ölmeyecek gibi tutumu ile mal sahibi oluşu düşüncesi ile kıyametin kopacağınıda zannı ile ifade ederek, inanır inanmaz hali içinde kıyameti kabul etmediğidir. Hasetliği yüzünden kendine dönüp hiç bakmadığı belli oluyor. Bir düşünmüş olsa her an kıyameti üzerinde yaşıyor. Verilmiş bir ömrünü tüketmesi ile ömrünün kıyametleri kopuyorda haberi bile olmuyor. İlmi ledün anlamı ile kıyameti yazarsak, İLAHİ ÂLEMDE vardım, CENNETİ ÂLEMDE, ÂDEMİ VASIFTA idim. Bu VASFIMKİ, DÜNYACA HER ŞEY Bbundan BELİRLENECEK idi. CEMİĞ EŞYANIN RUHU MESABESİN DE idim. Benki cenabı hakkın evvel kudretinin belireni idim. Halkıyyet, keyfiyeti belirlenmem ki her şeyden evvel, olmakla dünyadaki vucudum her şeyin sonudur. İşte bu belirlediğimiz hal cenneti ilahi vasfım idi. Bir emri ilahi ile“hepiniz yeryüzünde cem olunuz”hitabına uyumla. Yer kürede sırası gelen geliyor.
Kehf 36.ayet -2. “..velein rudidtü ilâ rabbi..”, (Böyle olmakla beraber eğer rabbime döndürülür-sem). Buyrulan“Eğer ben rabbime red olunursam veya döndürülürsem”. Burada haset kişi ister istemez yine rabba dönüşü kabul ettiği belli iken, ayette ret kelimesi var. Buda dünyadan ret olunmakta düşündürücüdür. Bizce AHİRET VUCUDUNU DÜNYADA KAZANAN ZATLAR KATİYEN REDDE UĞRAMAZ KENDİ BELİRSİZLİĞİ İÇİNDE ANI VAHİDE İLAHİ ÂLEME DÖNÜŞÜNÜ SAĞLAR. İlahi âlemde özel olarak gelen bir keyfiyyeti zat var. Kim olabilir? İlahi alemden özel olarak gelen bir ketfiyeti değer
-10-
vücut var! Bu gelen“Atayı sıfat ile müstağmeldir”. ATAYI SIFAT İLE KULLANILAN, KULLANMIŞ BİR ZAT OLMALIDIR. Bu zata Hakın itası olan sıfatla, bu zat kullanılacaktır. Yani kendini belirleyecektir. Bu gelende “Risalet yoktur, mürselattan bir resule tabi değildir”. Çok acil bir keyfiyet ki, ilahi âlemden resuli değerle gönderilen peygambere tabi değildir. Kim olabilir? Risaleti yok resullere de tabi değilmiş. Bir özel şahıski şey'etül sübuttan yani ilahi sabitat âleminden şey'etül vücuda yani dünyaya vücud olarak gelişinde kendini ancak kendisi tarif edecektir.
SIR: BUNLAR Kİ! DÜNYAYA GELİP İLAHİ ÂLEME GÖÇ ETTİKLERİ HALDE TEKRAR DÜNYAYA TEŞRİF EDEREK İR-ŞATLARI İLE HAKİKAT LEDUNİ İLİM KENDİLERİ OLMAKLA, HALKI GİZEM ve GİZLİLİĞİ İLE BU İLİMLE İRŞAT-DADIRLAR. Mercu insanların risaleti yoktur. İşte bu TEKRARİ GELENLER RESULİ DEĞİL BİR RESULEDE TABİ DEĞİLLER. HAKTAN ALDIKLARINI KENDİLERİ İLE HALKA ANLATIRLAR. Bu özel şahıslarki dünyaya ikinci gelişlerinde mürseline tabi olmadıkları ile resulde değildirler. İkinci gelişlerinin hükmü iledir.
Bu keyfiyyeti takdirin acil bir yaratma sanayi olduğunu örneklersek. Musa ile Hızır arasında herkesin bildiği bir olay vardır. Hızır, Musa As.’a sesleniyor “-Sen ulul azim bir peygambersin. Senin şeriatın ve bir kitabın vardır. Fakat ben sana her zaman ve mekânda tabi olamam. Ben de açık bir sanayinin sun'u vardır”. Hatırımda kaldığına göre bu anlatımın kurandaki ayeti kerimesi ise, ''.. ve keyfe teskiru bima..” dir. Muhammedi ahkâmın manası bizimledir. Yine Hakka suresi 13. ''Feiza müfiha fissuri mefhaten vahidetün''ayetidir. Mealen''Sur birinci defa nef olunduğu zaman arz ve dağlar yerlerinden kaldırılır'' şekliyle zahiridir. Daha önce yazdığımız''O günkü günde cenabı hakkın muradı vardı. Unsurlara sesleniyor. “KIYAMA KALKINKİ FİZİK BEDEN KURULSUN!” Şekli izahlarını bir kere daha okursanız anlaşmamız yerinde olacak ki şimdi yukar ki ayeti kerimede de bir sur üflenişi tekilliği vardır. Sur borusu üfürülüşü unsura kıyam manasına geliyor. Hocalar “sur borusunu İsrafil peygamber üfürecek, herkes mezarlarından dirilecek, canlanacak” şekli tarifleri vardır, hakikat meçhuldedir. MADDELERE UNSURLARA KIYAMİ SESLENİŞ ki işte yukarı ki ayette bu husus belli oluyor.
Sur bir nida sesleniş ise İNSANİ KURGUNUN BİRİNCİ EZELİ ve İLAHİ ÂLEMDE BAŞLADIĞI ile BİRİNCİ SESLENİŞ UNSURLARA idi. Ayette de “arz ve dağlar yerlerinden kaldırılır” denmesi, arz ve dağlarda ilahi alemin unsuru ilkiyeti idi. Sonra DÜNYADA SOMUT DAĞ ve ARZ OLDU. Demek oluyor ki surun seslenişindeki emri kıyam ki, unsurlar. Şu FİZİK BEDENİ MADDE OLARAK KURMASININ BİR NEVİ TARİFİ HAKİKİSİ OLUYOR. Surun birinci ilkiyet seslenişindeki kıyamı böyle anlarız. Yoksa Allah teâla adeti ilahisi olan bir yarattığını bir kere daha yaratmadığıdır. Onun için MEZARDAN AYNI VÜCUDLA KİMSE KALKAMAZ.
SIR: VÜCUDU MUKTESEBE OLAYLARIN DEVAMINI BAŞKA VÜCUDLARLA SAĞLADIĞINI çok yazdık. BEŞERİ VÜCUD ve BEŞERİYYET taa “mesak ”VÜCUDA KADAR. BOYUT ve VÜCUD DEĞİŞİKLİKLERİ ile ancak ALLAH’ IMIZA VUSUL EDECEKTİR. Bir anlam ki fizik kaidesi olarak GERİ TEPME OLAYIDIR. Buda (sonucun sebebe) tesiridir.
Kehf 87.”..sümme yüreddü ilâ rabbihi..”,(sonra rabbine döndürülür). ”Sonra o rabbisine red olunurda” buyruğundaki RED kelimesi çok vahim bir yaşantı olayıdır. Kur’ani“sümme” kelimesi “tekrar ” anlamı taşır. Ayrıca “sümme teraki” vardır “tekra, tekrar” çok kere red edilişi kur’ani bildirilerdedir. Ayeti delil ki “sümme redetna esfele safilin” yani “sonra onu gelecekte esfele safilin denen cehenneme red ederiz” anlamı yanında, esfele safilinin anlamı “aşağıların aşağısı” anlamı ile dünyaya red ederiz de reddiyetlerdendir.
SIR: Demek oluyor ki DÜNYAYA GELMİŞ, BİR HAYAT YAŞAMIŞ ZALİM KİŞİLERİN ÖLDÜKTEN SONRAKİ AZABI, TEKRAREN DÜNYAYA GELİP CEZALI BİR HAYAT YAŞADIKLARI KUR’ANİ REDDİYETLERDENDİR. Bu reddiyetlerden ilahi bir maksatta vardır. ALLAHIMIZIN RAHMANİ VASFI, ACIMASIKİ BU RED OLAYI ile O İNSANIN İLAHİ ALEME YAKIŞIR BİR VUCUDU KAZANMASI ile GELECEĞİNİ TAYİN İÇİN REDDİYETTİR. Sureyi “Teaksür’ de bu ayetler belirlidir “kella Seyfe tealemun”ayetiki “kella”red ederim. “Seyfe tealemun” istikbalini tayin bir vucudu kazanmak maksadı iledir. Öyleyken esastaki olay geliş ve dönüş bir kere de olması en uygun bir değerdir.
Ama yukarıki ayette “biz anı rabbisine red olunurda”ki belirti bu kere O KİŞİNİN RABBİSİNE RED OLUŞUDUR. Burada rab demek Allah manasına gelmez. RAB TERBİYE EDİCİ ANLAMI ile DÜNYA DA ONU TEKRAR TERBİYE EDECEK OLAN BİR RABBA RED EDİLİŞİ MEVZUYU BAHİSTİR. Hz. Resulün bizlere bir seslenişi vardır. “Beni rabbim terbiye etti”buyruğu resulce “beni Allahım terbiye etti” an-lamı çıkar. Ama reddiyete düçar olmuş kişilerin terbiyecisi rab anlamı ile kim olabilir? REDDİYETTE “RABBİSİNE RED OLUNUR” daki RABBI KİMDİR ARA BUL deriz! Buda düşünülmeli “BİZ ONU RABBİSİNE İADE EDERİZ, RET EDERİZ” i diyen Allah olmalıdır. Bizce DÜNYADA
-11-
RAB TECELLİSİNE MAZHAR OLMUŞ KİŞİLERKİ, ŞU’UNATI ZAT, ŞU’UNATI İLMİYE, ŞU’UNATI HAYATI KURAN ve KURMAYI VUCUDEN YAŞAYAN İLAHİ VASIF İNSANDIR. Bu insan HER ASIRDA TEKİL OLARAK BULUNAN ZATI ALİ KADERDİR. Ancak SÜLALEYİ TAHİREDEN HAKKIN TEMİZLEDİĞİ TATHİR ETTİĞİ EHLİ BEYTİ MUHAMMEDİ İTRETİ ZEVATA MAHSUS BİR KEYFİYETTİR. BU ZATLAR GÜNAHSIZ ZATLARDIR. HAK ONLARI KENDİYLE TAHTİR ETTİĞİ ile GÜNAHSIZLARDIR. BU ZATLAR REDDİYE UĞRAMAZLAR. Ama KENDİ ARZULARI ileE DÜNYADA TEKRAR BULUNURLARSA RAB TERBİYESİ ONLARCADIR. “Şeyhül mercü” değer de rabdırlar.
“İşimizde elbette amel ve itikatınız sizi bir ilmi yakine koşturur” buyrulur. İşte ilmi yakini Tekasür suresi ile yazarsak ayeti delil Tekasur 3.”kella Seyfe tealemun”, AHİRET VUCUDUNUZU KAZANAMAMIŞSANIZ ”kella” HİTABI ile sizi TEKRAR DÜNYAYA RED EDERİM. “kella” GELECEĞİNİZİ KAZANMAK içindir, CEHENNEMDE YANMAMAK için BİR REDDİYET KORUMASIDIR. Sureyi “tekasür” de buyrulan“dünyada hak’a iki eşyaya vakıf olmayanlar her şeyden bi behredirler”. Demek oluyor ki zahiri görüntü aldatmasın. Baktığımız her cisim ve eşyanın kendine has hakikat tarafı vardır, bu bir kere bilinmiş olmalıdır. Bizce cisimlerin hakikat tarafı insandan kurulduğudur. İnsanın IŞIN BEDEN, ATAYI ESMA VARLIĞI O BOYUTTA İKEN IŞIN OLDUĞU için EŞYAYI KURMUŞTUR. Bu kurgu ile cisimler insana çeşitli yönlerden geldimi cismani fizik beden olurlar. Ayrıca buyrulan“Hakikat onların bildikleri gibi değildir”. Ne garip bir yaşantı içersindeyiz. Tekasür suresinin bidirisi“kendi zannınca içtihat ve zannınca İtikat edenleri red eder“buyrulur. İnsani inanış zanlardan kurtulmalı ki hakikat onların olsun. KENDİLERİNİ TANIMALARI KURTULUŞTUR, REDDİYETE UĞRAMAZLAR. “Kella” kelimesi RED anlamını taşır. Bu hakikat benliğini tanımayanlar bihaberdir yani habersiz kişilerdir. Cahillere inanış kurtuluşa erdirmez, REDDİYETE DÜÇAR OLURLAR. 2. BİR DÜNYA HAYATI YAŞARLARDA HABERLERİ BİLE OLMAZ. Hatta TEKRAR, TEKRAR DÜNYAYA RED EDİLİRLER. Bu REDDİYETLER ki yine BİR KURTULUŞU ÖNGÖRÜR. Yani TEKRAR GELİŞLERİKİ, UHREVİ HAYATI KAZANMALARI için. Yani İSTİKBALLERİNİ VUCUDU MUHTESEBELERİNİ kazanmaları içindir. “KELLA”RED ve TEKİD içindir“. “KELLA” RED, TEKİD ise TEKRARLAN-MAK anlamı ile TEKRAR BİR BEDENE SAHİB OLMAK ANLAMINDADIR. “SEYFE” ise İSTİKBALİ TEMİN içindir.
Cahimi olaydan kutulmanın çarelerini Tekasür suresi bundan 1500 sene evvelinden Resulullah efendimizin bildirdikleri ayetle kaim olmuş. Tekrar, tekrar redde uğrayanlara“TERAHİ RÜTEBİ” denir. “Terahim”anlamı geri çekilmek, rütebi ise red manasınadır. Allahımız insanı red etmez. Geri çekilme terahi ise doğada geri çekeni ararız. Yer çekimi beni çekiyorsa fezaya fırlamıyorum demektir. Çekim gücüneki beni arzda bulunduruyor canlı bir güç mü? Çekimde benden olduğuna göre beni koruyorsa, korumasına çekimci diyelim. Bir kişi gurbet hayatı yaşıyorsa ölümü memleketinde olursa memleketinin suyu toprağı onu çekti deyimleri vardır. Gizemli mecğule bir hakikattır. Gizlice anlam yazarsak “terahi” yi böyle anlarız. Arz çekiyorsa çekim denmiş ve bizi yaşatıyor, koruyor. TOPRAK, ARZ ÇEKMEMİŞ OLSA ÖLÜM HAZIRDIR. ARZ TOPRAK GERİDE ÇEKEBİLİR. Esrarı rububiye olarak gizemi mecuğle içinde. Çekimde sendendir. Rütebi geri çekilme ise seni geri çeken toprakmıdır? Allah kimseyi red etmez çünkü insan haktandır biline! Eşyanın hakikatini bilirsen çekimde eşyadandır. EŞYANIN HAKİKATI İNSAN OLDUĞUNA göre, şu CİSMANİ BEDEN KENDİNİ KENDİ GERİ ÇEKMEKTEDİR. Bunlar doğanın gizemli mecgule esrarındandır. Her cirim ve olay insanda maduttur yani insanladır. TOPRAK BEDENİ TOPRAK ÇEKİYOR ALLAHIM KİMSEYİ RED ETMEZ. HER OLAY DOĞA DENGESİ SENLİĞİN İLEDİR. Ayın arzi denizleri ve üzerindeki her şeyi insanı çekmesi 65 cm kadar çeken güce bir bak!
Turap esrarı rububiyyedir“Topraktan yaratıldın” buyruluyorsa topraktaki halkiyet gizemini çözmemiz gerekiyor. Toprak insan mı, insan toprak mı? Toprağın rububiyyeti ile her zaman her yerde her mahlûka muhtaç olduğu şeyleri vermesi ile toprak esrarı rububiyyettir. Buyrulan “rububiyyet isminin halikiyyet sıfatına tecellisiyle alemi halkın(Halkiyetin)meydana geldiğini ira’e etti”. Toprak isminin halkiyet sıfatına tecellisi ile varın zuhurlarını sebebe tabi kılınışı yine senliğin olduğudur. Kehef suresinin ayetinde“sümme ba’asnakum”diyor. Buradaki“sümme”(tekrar)teraki rutebi içindir. Tekrar yazarsak teraki geri çekilmek, rutebi ise red idi. “Onlar hali halvet, seyir ve suluk halini ikmal ederek helal ve haram, hayır ve şerri anlayacak bir iktidar tedarik ettikten sonra biz onları kavmin içine bag ’s ettik”buyrulur. “onlar” kelimesi ile izaha giriliyor ki onlar dedikleri zatlar“ŞEYHİL MERCU” kişi zatlardır. Bir DÜNYA HAYATI YAŞAMIŞLAR, YAŞANTILARI SEYRİ SULUKDUR. GÖZYAŞLARI ile HAKKI KENDİLERİN DE ARAYIŞLARI ile KURAN’ın HAKİKATINA ERMİŞ EŞYAYI KENDİNDEN BİLMİŞ. KENDİLERİNİN VUCUDİ DEĞERLERİ HAKKIN İLMİ olduğunu BEDEN İLMİ ALLAHIN İLMİ VUCUTLARI OLDUĞUNU BİLEREK HARAM ve HELALİ TEFRİK EDİŞLERİ ki KENDİLERİNE HARAM OLAN İZAFİ ve ZAHİRİ İLİMLERDİR Meali anlayış onlarla değildir helal olan yine ilmi Ledün ile kendileridir. Dış anlamdaki helal, haram onlarla değildir. İnsan kendi yaptığını yerse haramı nerede ararlar. Bu rubiyetle toprağı kendinden bilmeleri ile toprağın bahş ettiği nimetler gizemi kendileridir. İşte BU ZATLAR
-12-
HER ASIRDA BİR kişi olarak KENDİLERİNİ DÜNYAYA GERİ ÇEKENLERDİR, RÜTEBİDİRLER. GELİŞLERİ ki SAĞDADİ İLİMLE YAKINİ ZATLARI İRŞAT EDERLER. İRŞAT ancak bu ZATLARA AİTTİR. CAHİME UĞRAMADAN SERÜVENLERİNİ HALK ile İLİŞKİDE BULURLAR. Yani “teraki rütebi” ile tekrar dünyaya gelen şeyhül mercüleri halkın içine BAĞ’S ettik Tekrar yaratılış ile terbiyeci zatlardır.
SIR: Bir kere GÜNAH ve SEVABİ işlem DÜNYADA OLDUĞUNA göre İLAHİ ÂLEME GİDEN İNSAN yeni İKTİSAB VUCUDU ile GİDECEĞİNDEN. VUCUDİ KİTABI MERKUM ise VUCUDEN İLAHİ ÂLEME KENDİNİ HABERDAR ETMİŞDİR. Yani VUCUDİ DEFTERİNDE ve HESABINDADIR. Aksi değer VUCUD GERİSİN GERİ DÜNYAYA RED OLUNACAKTIR. BU HESABİ KAYIT 2 türlü VUCUTDA BELİRLENDİ. KENDİ GÖRÜNÜMÜ KENDİNİ HABER VERMİŞ OLDU. Orası ki İLAHİ ÂLEME GEÇİŞ BOYUT ZAMAN İDİ. Bu olay ÖLMEDEN EVVELDE, ÖLÜM HALİNDE İKENDE BELİRLENİR, ÖLDÜKTEN SONRADA. GÜNEŞDEN REDDE UĞRAR BUNLAR İNSANIN DEFTERİ HESABINDA. VUCUDEN BELLİ OLDUĞUDUR.
“Hayır, doğrusu insan, Allah’ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir” Bu 2. MERTEBE REDDİYETTİR.”Ey mağrur insan bu fikirden vazgeç insandan bir şey terk olunur untulur mu zan edersin. İnsan bidayetten nihayete kadar az çok kusurdan kurtulamaz lakin“İNSAN istiğdaden KEMAL veyahut DALALİ YÜKLENDİĞİNDEN EMROLUNDUĞU VECH ÜZRE CENABI HAKKI BİLİR ve EMRİ İLAHİYESİNE İFA EDERSE ALEMİ İLLİYÜNE URUÇ EDER. Aksi surette esfele safilin ve alemi siccine nüzul eder bunların her ikiside insanın istidatlarına mevdudur” buyrulmuştur. Sen hiç unutulacak veya terk edilecek bir varlık değilsin sana ilahi kapsamlı istiğdat verilmiştir. Katı bir anlayışla İLİM ZAN ETTİĞİN ŞEYLERİ, GENİŞLETTİĞİN İSTİĞDADINLA anlar İLMİN HAKİKATİNE YÖNELİR nerde olduğunu anlarsın. İNSAN HAYATTA iken RUHİ ve ZİYAYI VÜCUT BEŞER YAPISI 2’li HAL ÜZERİNDE iken bu ikisinin BİRLİKTE KAZANACAĞI TEKRARİ VÜCUDİYET OLACAKTIR. Bu kazanç VÜCUDU İYİ AMELİ CENNET, KÖTÜ AMELİ ile CEHENNEME GEÇECEĞİDİR.
SIR: CENNETİ BAHRİ MESCURİ ESİRİ ALEM ÜZERİ EVRENLERDE DÜŞÜNÜRKEN CEHENNEMİ ise ALEMİ DÜNYALARDADIR. İşte bu İSTİĞDATLLARINLA KAZANACAĞIN VÜCUDİYET SENİN MAKAMINI ve ZAMANINI BELİRLEYECEKTİR.
Kehf 104. ”Elleziyne dalle seayuhum filhayatüddünyâ..”,(Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları çalışmalar boşa gitmiştir). Buyrulan ”dünya hayatında sa’yi boşa gidenler”. Dünya teleşı içinde büyük gayret gösteren emek harcayan ömür tüketen kendilerini hakikat yönlü tanıyamamış-larsa emekleri boşa çıkar. Baştan ilahi alem VÜCUDU MUKTESEBELERİNİ kazanamamaları DÜNYAYA RED EDİLİŞLERİ esasta KAYIPLARIDIR. Acaba “benim say’ ım” ne manadadır. RAB TECELLİ EDER İSMİ HALİK ZAHİR OLUR, HALİKİYET TECELLİ EDER ADEM ZAHİR OLUR. “Ademin tağlim ettiği esma zahire münakıs oldu” buyrulur. Bu fizik bedenim olmamalı, ademi vasıf vücudum da vardı. Ömrümü boşa sarf etmemem için beni mutlu kılan geçmişimdeki değerimle dünya hayatını boşa çıkarmamak sevdası ileyiz. Anladık ki ALLAHIMIZIN ZATI ALİLERİNİN, EVVELİ ZATÜLBAHTI İSMİ RABDIR. BENİM RABLIĞIM ZATÜLBAHTIN TECELLİSİDİR. Bu ZATÜLBAHT İSMİNİN DELİLİ OLARAK HALK OLUNDUM, ONDANDIM. İLAHİ DENGEDE RABLIĞIM TECELLİ ETİMİ İSMİ HALİK ZUHUR EDER. Yani İNSANIN RABLİĞİ Kİ YARATICI DEĞİL HALK EDEN OLUR yani VAR OLANI ZUHURA GETİRİR. Bu anlamla İSMİ HALİK oldum, ZAHİR oldum ZAHİR ZATEN BENİM. “HALİKİYET TECELLİ EDER ADEM ZAHİR OLUR”. Ben ki İLAHİ ALEMCE İSMİ HALİK IŞIN, ORACA NÜBÜVVETİ PEYGAMBERANİ NEBİ VÜCUDUM VARDI. İşte KENDİMİ DÜNYACA BELİRLEMEK için ADEM OLDUM. BEŞER VÜCUT HENÜZ değilim, ADEM değilim, ADEMİYETTE bir VÜCUDA SAHİP OLDUM. ADEM BİR İSİMDİR, VASIFTIR. ADEMİYET ALEMİNDE ADEMİ VUCUDA ULAŞTIN dünyaya gelince insan oldun. Ademiyette teallukatsızdın, çocuğun yoktu, dünyaca hiç bir şeye ihtiyaç duymuyordun. Tektin, yalnızdın dünyada her eşya bana tealluk etti başta çocuklarım ve dünyaca her şey bendenliği ile bana tealluk etti geçmişin böyle idi.

GEÇMİŞİN:
--ALLAH’Imızın zatı alilerinin evveli ZATÜLBAHTI İSMİ, RABDIR bizim rab’lığımız zatülbahtın tecellisidir.
--ZATÜLBAHT isminin delili olarak HALK olundum, Ondanım.
İlahi dengede RAB tecelli etti İSMİ HALİK zahir oldu. Yani insanın RAB’lığı ki yaratıcı değil HALK eden. Yani varı zuhura getirir.
---HALİKİYET tecelli etti ADEM zahir oldu. Benki ilahi alemce İSMİ HALİK-IŞIN oraca PEYGAMBERANİ NÜBÜVVETİ vucudun vardı.
----Ve dünyaya gelince İNSAN oldun.